Ağrı Polikliniği

Bölüm Hakkında

Ağrı her insanın hayatı boyunca şu veya bu şekilde karşı karşıya kaldığı bir deneyimdir. Ağrının tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından 1979 yılında şu şekilde yapılmıştır:

"Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur".

Ağrı Kliniği

Günümüzde ağrı iki grupta incelenmektedir. Birincisi; çeşitli hastalıkların habercisi olarak karşımıza çıkan akut (iveğen) ağrıdır. Akut ağrı bir hastalık belirtisidir. Çoğu kez vücutta var olan bir doku hasarının habercisidir. Akut ağrı vücudun alarm sisteminin önemli bir parçasıdır. Varlığı ile vücutta bir bozukluk olduğuna işaret eder ve hastanın hekime başvurmasını sağlar. Bazen kas iskelet sistemindeki bir hasarın ya da mekanik bir problemin, bazen romatizmal bir hastalığın, bazen iltihabi bir durumun hatta bazen de kanserin habercisi olarak görülebilir. Bu durum ağrılı hastanın tıbbın tüm olanakları kullanılarak ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Doğru tanıya ulaşmak için öncelikle hasta çok ayrıntılı bir şekilde dinlenilmeli, ağrının tüm özellikleri ile ilgili bilgi alınmalı, ardından özenli bir şekilde muayene edilmelidir. Çeşitli laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler de tanıya ulaşmada çok yardımcı olacaktır. Tüm bu yöntemlerle doğru tanı konulmalı, en uygun tedavi uygulanmalı ve geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçların doğması önlenmelidir.

İkinci grup ağrılar ise kronik (süreğen) ağrılardır. Kronik ağrılar 6 aydan (bazı durumlarda 3 aydan) uzun süren ve artık bir alarm sistemi olmaktan öteye geçen ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalık habercisi değil, başlı başına sorunun ta kendisidir. Kronik ağrı çeken kişi bir kısır döngü içine girer. Hasta gücünü, etkinliğini yitirir. Toplum içindeki üretkenliğini, aktifliğini kaybeder. Bu durum çoğu kez hastanın içe kapanmasına ve depresyona girmesine yol açar. Depresyon kişiyi daha duyarlı hale getirir, ağrı eşiğini düşürür ve ağrıların daha da şiddetlenmesine neden olur. Bu durum tam bir ağrı kısır döngüsüdür. Kronik ağrı bir hastalık belirtisi değil, hastalığın ta kendisidir. Kronik ağrı, sadece ağrıyı çeken hastayı değil, aynı zamanda hastanın yakın çevresini de etkileyen ciddi bir sorundur. Kronik ağrıdan kaynaklanan sosyal ve ekonomik kayıp da göz ardı edilmemelidir. ABD'de yapılan bir araştırmada her yıl kronik ağrılara bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyon dolar zarar meydana geldiği hesaplanmıştır.

Ağrılar

Ağrı polikliniğine başvuran hastaların en çok şikayetçi olduğu ağrılar şöyle sıralanabilir:
  • Bel ve bacak ağrıları
  • Boyun ağrıları
  • Baş ağrıları
  • Sırt ağrıları
  • Omuz-kol ağrıları
  • Yüz ağrıları-nevraljiler
  • Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar
  • Kanser ağrıları
  • Nedeni belirlenemeyen ağrılar

Tedavi Yöntemleri

Hekimlik mesleğinin ortaya çıkışından itibaren ağrının dindirilmesi hekimlerin temel amaçlarından biri olmuştur. Modern tıpta ağrı kesici ilaç kullanımı tedavide önemli bir yer tutar. Ancak burada önemli olan nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılmaması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Ağrı Kesici Kullanım İlkelerine uyulmasıdır. Bu ilkeler ağrı kesicilerin kullanım yolunu, dozunu, ağrı kesici ilaca başlama zamanını, ilaç kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkilerle başa çıkma yollarını belirler. Yapılan araştırmalarda tüm ağrı tiplerinin %90'ından fazlasının doğru ağrı kesici ilaç tedavisiyle kesilebileceği ortaya çıkarılmıştır. Ağrı kesici ilaçların etkili ve yeterli olmadığı durumlarda ise ağrının kaynağına göre fizik tedavi yöntemleri, cerrahi operasyonlar veya girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır. Bu noktada doğru yaklaşım hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi ve zaman kaybetmeden hastanın doğru tedaviye ulaşmasının sağlanmasıdır.

Ağrı kliniklerinde ağrı tedavisi için kullanılan başlıca yöntemler ilaç tedavileri ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Kronik ağrının ele alınması ve tedavisinin anesteziyoloji içindeki gelişiminin kaynağı girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Minimal invaziv yöntemler olarak tanımlanan bu girişimler tedavisi güç ağrılarda hastayı fazla bir zahmete sokmadan kolay ve etkin bir şekilde ağrının kesilmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yöntemlerin başlıcaları sinir blokajlarıdır. Vücutta çeşitli tipte sinir lifleri bulunur. Bazı sinirler kasların hareketinden sorumluyken bazıları duyulardan bazıları ise ağrı iletiminden sorumludur. Ağrı hekiminin ilgi alanı bu ağrı sinirleridir. Örneğin, yüzde çok şiddetli elektrik çakması tarzında ağrı şikayetiyle kendini gösteren trigeminal nevraljide trigeminal sinire uygulanan blok işlemleri ile ağrının uzun süreli olarak (3-8 sene arası) ortadan kalkması sağlanır. Benzer şekilde bel ve boyun kireçlenmesine bağlı ağrılarda kireçlenen eklemlerin sinirlerine uygulanan blokla ağrı giderilir. Toplumda sık görülen bel ve boyun fıtıklarında uygulanan çeşitli enjeksiyonlar veya omurlar arasındaki diske uygulanan yöntemlerle fıtığın gerilemesi ve ağrının ortadan kalkması sağlanabilir.

Bu girişimsel yöntemler yaklaşık 30'45 dakika sürer, lokal (bölgesel) anestezi altında ve hasta hafif uyutularak (sedasyon) uygulanır. Bu nedenle hastalar ağrı ya da başka bir rahatsızlık hissetmezler. Enfeksiyondan korunmak amacıyla tüm işlemler, steril ameliyathane koşullarında ve tek kullanımlık malzeme ile yapılır. Girişimsel ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerin tümü görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda gerçekleştirilir.

Girişimsel yöntemler konusunda genel bilgiler

  • Girişimsel yöntemler adı verilen operasyon dışı ağrı tedavi yöntemleri genellikle iğne ya da iğne benzeri elektrotlar kullanılarak yapılır. Birkaçı dışında vücutta bir kesi oluşturulmadan gerçekleştirilen işlemlerdir.
  • İşlemler ameliyathane ortamında, sterilizasyon kurallarına uyularak ve bir kez kullanılıp atılan malzemeyle gerçekleştirilir. Bir hasta için kullanılan tüm malzemeler işlem sonunda tıbbi atıkların uzaklaştırılması ilkelerine uygun olarak atılır ve yeni bir hasta için tamamen yeni, kullanılmamış aletler açılır.
  • Hastalara işlem sırasında rahatsızlık hissetmemeleri için sakinleştirici ve ağrı kesici ilaçlar verilir. Bu genel anestezi (narkoz) değildir. Çoğu kez hastanın bilinci açık olduğu halde işlem sonrasında işleme dair bir rahatsızlık hatırlamaz.
  • Hastalar girişimler sırasında yaşamsal fonksiyonları (Kan basıncı, kalp atışları, kandaki oksijen oranı vs.) gösteren bir monitöre bağlanarak izlenirler.
  • Tüm girişimler radyolojik görüntüleme yöntemi kullanılarak yani girişimin yapıldığı bölge görülerek uygulanır. Bu, hem işlemin başarısı açısından hem de yan etkilerin ortadan kaldırılması açısından çok gereklidir.
  • Hastalar işlem sonrası birkaç saat gözlem altında tutulur. Bazı girişimlerden sonra ise bir gece hastanede tutulup ertesi gün evlerine gönderilirler.

Hastanemizde uygulanan girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri

Epidural ve transforaminal enjeksiyon: Omurganın bel, boyun ve sırt bölümlerinden kaynaklanan fıtıklarda, fıtığın sinirlere bası oluşturarak ağrıya yol açtığı omurilik bölgesine çeşitli ilaçlar enjekte edilerek bası ortadan kaldırılıp ağrı tedavi edilir.

Radyofrekans termokoagülasyon: Yüksek frekanslı radyo dalgaları yardımıyla ısı oluşturularak ağrıyı ileten sinirlerin devre dışı bırakılması yöntemidir. Bu yöntemle ilgili özellikle vurgulanması gereken nokta, iletimi engellenen sinirlerin hareket sinirleri değil ağrıyı ileten duyu sinirleri olduğudur. Dolayısıyla, işlem sonrasında hastada herhangi bir hareket kısıtlanması oluşmaz, sadece ağrı ortadan kalkar. Nevraljiler (trigeminal sinir bloğu), zona ağrıları, kanser ağrıları, bel ve boyun eklemlerinin kireçlenmeleri (faset denervasyonu) kullanıldığı başlıca ağrılı hastalıklardır.

Epidural lizis: Bel veya boyun fıtığı ameliyatları sonrası ameliyat bölgesindeki sinirlerin çevresinde oluşan yapışıklıklar şiddetli ağrıya neden olabilir. Bu yapışıklıların oluşması cerrahın hatasına bağlı olmayıp tamamen hastanın bünyesi ile ilgilidir. Bu durumda omurga kanalına gitar teli inceliğinde özel bir sonda yerleştirilerek 2-3 gün süreyle özel ilaçların verilerek oluşan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasına çalışılır.

Nörolitik bloklar: Kanser ağrılarında, nevraljilerde, geçmeyen hıçkırıkta sinirlerin ilaçlarla bloke edilmesi ve ağrı iletiminin engellenmesi yöntemidir.

Sempatik bloklar: Sempatik sinir sistemi insan vücudundaki istemsiz fonksiyonları kontrol eden ve ağrı iletiminde önemli rol oynayan bir sistemdir. Sempatik sinir iletimi uygun şekilde kesildiğinde hastanın ağrısı ortadan kalkar, ancak diğer fonksiyonlarında istenmeyen bir değişiklik görülmez. Nöropatik ağrı adı verilen şiddetli ağrı tiplerinde ve kanser ağrısında çeşitli sempatik bloklar uygulanır.

Morfin pompaları: Cilt altına yerleştirilen özel bir pompaya bağlı sondalar aracılığıyla omurilik kanalına morfin verilerek ağrını kesilmesi işlemidir. Çoğunlukla kanser ve damar tıkanıklarına bağlı ağrılarda uygulanır. Ağrıyı etkin bir şekilde kesmesinin yanı sıra bu yöntemin önemli bir avantajı düşük doz ilaç kullanımıdır.

Tetik nokta enjeksiyonu: Tetik noktalar kas dokusu içinde oluşan ve yayılan ağrıya neden olan bantlardır. Bu noktalar bulundukları bölgeye göre baş, boyun, omuz, sırt ve bel ağrılarına neden olurlar. Bu tip ağrılar bu tetik noktalara ilaç enjeksiyonu ile tedavi edilirler.

Nükleoplasti: Bel fıtıklarının çok büyük bir bölümü ameliyatsız tedavi edilebilmektedir. Nükleoplasti bu konuda tıp dünyasının ulaştığı en son noktalardan biridir. Bu işlemde hastanın fıtıklaşan diskine elektrot aracılığıyla girilir. Disk içine özel bir akım gönderilerek disk basıncının düşmesi ve fıtığın gerilemesi sağlanır.

Tanısal yöntemler: Bazı ağrılı hastalarda ağrının nedeninin saptanması zor olabilir. Bu durumlarda girişimsel yöntemlerle ağrının vücuttaki hangi sinirlerden kaynaklandığını saptamak mümkündür. Ağrının nedeninin anlaşılmadığı durumlarda olası sinir sistemi bölgesine görüntüleme yöntemlerinden yararlanılarak yerleştirilen sondalardan verilen ilaçlarla ağrıya yol açan kaynak saptanabilir.

 

Yaşam Kalitesi

Kronik ağrının en önemli zararlarından biri de kişinin yaşam kalitesini bozmasıdır. Yaşam kalitesi; insanların toplum içinde yaşadıkları kültür ve değer sistemlerinden beklentileri, standartları ve ilgi alanları ile bağlantılı olarak kendi durumlarını algılamalarıdır. Bu kavram; fiziksel ve ruhsal sağlık; aile ve iş yaşamı, ekonomik durum, eğitim düzeyi, bağımsız olarak fonksiyonlarını yerine getirebilme yeteneği, kendine güven, sosyal ilişkilerdeki başarı ve kendinden memnun olma hali ile özdeşleşir.

Kısacası; yaşam kalitesi kişinin kendinden beklentileri ile yaşadıkları arasındaki ilişki olarak da özetlenebilir. Bu ilişki kişiden kişiye farklılık gösterir. Bir hasta için yaşam kalitesinin bozulmamış olması "düzenli spor yapabilecek kadar ağrısız olmak" şeklinde ifade edilirken bir başka hasta için yardım almadan günlük işlerini yapabiliyor olmak olabilir. Ayrıca, aynı şiddette bir ağrı kimileri için hafif olarak algılanırken kimileri içinse dayanılmaz olarak nitelendirilebilir.

Ağrı subjektif bir duyudur, kişiye özgüdür. Ağrıyı değerlendirmek için en iyi yol hastanın ifadesine güvenmek ve hastanın ağrısını ciddiye almaktır. Çünkü ağrıyı çeken hastanın kendisidir ve bu ağrı hastanın yaşam kalitesinin bozulmasına yol açmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı ağrılı hasta değerlendirilirken her hastanın ağrısı kendine özgü olarak değerlendirilmeli ve buna göre yaklaşım belirlenmelidir.

Bölüm Doktorları

Memorial Şişli Hastanesi

Memorial Ataşehir Hastanesi

Bölüm Videoları

Tümünü Gör

CANLI DESTEK