Behçet Hastalığı

Behçet Hastalığı (BH), ilk kez İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından 1937 yılında tanımlanmıştır. Bu sebeple hastalığın adı "Behçet Hastalığı" olarak anılmaktadır.

BH herhangi bir yaşta görülmekle birlikte, ortalama başlangıç yaşı 20-30’dur. Çocukluk çağında da görülebilir. Erkeklerde kadınlara göre daha sık rastlanır. BH coğrafik dağılım olarak “İpek yolu” ülkelerinde ve bir İpek yolu ülkesi olan Türkiye’de sık görülmektedir. BH’nın gelişmesinde ailesel faktörler ve genetik yapı önemlidir. BH’a yatkınlık sağlayan bazı genler tespit edilmiştir. Bu genlerin varlığı, olmayanlarla karşılaştırıldığında şiddetli hastalık göstergesi olarak da kabul edilmektedir.

BH’nda görülen klinik bulgular:

  • Sık tekrarlayan ağız yaraları
  • Genital bölgede iz bırakarak iyileşen yaralar
  • Gözlerde görme kaybına yol açabilen tutulum
  • Deri belirtileri (vücutta sivilce benzeri lezyonlar, ağrılı deri altı bezeleri, vb.)
  • Nörolojik belirtiler
  • Eklem ağrı ve şişlikleri
  • Büyük ve küçük damarlarda tıkanıklıklar
  • Akciğer, sindirim sistemi, böbrek tutulumları

BH’nda yukarıdaki listede görüldüğü gibi çok değişik yakınma ve bulgular görülmektedir. Bu bulguların hemen hepsi aynı hastada görülmeyebilir, tüm hastalarda sistemlerin hepsi tutulmayabilir. Hastalığın seyri boyunca tüm bulguların ortaya çıkacağı gibi bir inanış yersizdir. Bu bulgu ve yakınmalardan birkaç tanesinin bir arada bulunması tanı için yeterlidir. Tanı için kullanılan testlerden biri Paterji testidir.

Yaşamsal önemi olan organ tutulumları olmadığı takdirde hastalığın gidişi iyidir. Ağız ve genital bölge yaraları için kullanılacak tedavi ile sorunsuz bir yaşam sürülebilmektedir. Ancak hayatı tehdit edici organ tutulumları olduğu takdirde, kullanılan ilaçların sayıları ve kullanma süreleri artacaktır. En korkulan sonuçlarından birisi görme kaybıdır. Bu nedenle hastaların düzenli aralıklarla, yakınmaları olmasa da hekimleri tarafından takip edilmeleri ve göz muayenelerinin yapılması gerekmektedir. Görme ile ilgili yakınmalar hastalığın başlangıç yıllarında daha sık görülmektedir. Zaman geçtikçe görme problemlerinin görülme riski azalır.

Yine, nörolojik sistemin (beyin) ve dolaşım sisteminin (damarların) tutulması önem ve takip gerektiren bir durumdur. BH iyileşme ve alevlenme dönemleri ile kronik bir gidiş gösterir. İyilik halinin olduğu dönemlerde de hekim kontrolünden çıkılmamalıdır. Hastalığın şiddeti yıllar geçtikçe azalma eğilimi gösterir.

30 Nisan 2009

CANLI DESTEK