Kapalı ve Kalabalık Ortamlar Zatürreye Davetiye Çıkarıyor

Soğuk havaların gelişi ile birlikte kapalı ortamlarda bulunduğumuz süre de artıyor. Haftasonları açık havada dolaşmak yerine kalabalık alışveriş merkezleri, kafe ve restoranlar tercih ediliyor. Bunun yanı sıra; okullar, ofisler, toplu taşıma araçları ve evler de yeterince havalandırılmıyor. Hal böyle mevsimin yaygın hastalığı olarak zatürre ön plana çıkıyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Uzmanları, 21-28 Kasım Zatürre Ölümlerinin Önlenmesi Haftası’nda “zatürre ve tedavisi” hakkında bilgi verdi.

Zatürre, çeşitli mikroplar veya kimyasallar nedeniyle akciğerlerin iltihaplanması anlamına gelir. Zatürrede akciğer içindeki hava keseciklerinde iltihabi bir sıvı toplanır.  Yaşlılar, altta yatan kalp veya solunum yolu hastalığı olanlar (kronik bronşit gibi), diyabetliler, böbrek yetmezliği olanlar, bağışıklık yetmezliği bulunanlar (AIDS hastaları, doğumsal bağışıklık bozukluğu olanlar gibi) ve alkolikler özellikle risk altındadır. Zatürre, gripten sonra da gelişebilir.

 

Öksürük ve hapşırık ile bulaşabilir

Zatürre, genellikle, mikrop içeren damlacıkların hasta kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya karışması ve kişinin bunu soluması ile bulaşır. Ayrıca, kişinin ağız, burun ya da boğazında hastalık yapmadan bulunabilen bazı mikroplar, vücut direncinin düşmesiyle hastalık yapar hale gelebilir.

Bu belirtilere dikkat!

Zatürrenin belirtileri arasında öksürük, balgam (genellikle koyu renkli), ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve kimi zaman kan tükürme bulunur. Bazen “tipik olmayan zatürre” söz konusudur. Bu durumda ateş fazla ön planda değildir. Baş, vücut ve eklem ağrıları, hatta karın ağrısı olabilir. Öksürük ya kurudur ya da az miktarda balgam çıkarılır.

Sigara içenler risk altında

Zatürre tanısında, akciğer filmi, kan tahlili ve balgam incelemelerinden yararlanılır. Tümöral olaylar da bazen bronşları tıkayarak zatürreye zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, özellikle ileri yaşta, sigara içme öyküsü olan hastaların mutlaka bu yönden de araştırılmaları uygun olacaktır.

Tedavisi özen ve sabır gerektiriyor

Antibiyotiklerin keşfinden önce son derece öldürücü olan zatürre, günümüzde başarıyla tedavi edilebilmektedir. Başka bir hastalığı bulunmayan, genç ve genel durumu iyi olan hastalarda zatürre ayaktan tedavi edilebilir, ancak 65 yaşın üzerindekilerin, altta yatan başka hastalığı olanların, solunum yetmezliği bulunanların ya da ağır zatürresi olanların hastanede yatırılarak tedavi edilmeleri uygun olur.

Tedaviye başlandıktan sonra genellikle birkaç gün içinde ateş düşer ve kişi kendini daha iyi hissetmeye başlar. Muayene bulgularının ve akciğer filminin düzelmesi daha uzun zaman alır.

Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçının

 

Zatürreden korunmada genel sağlık tedbirlerine uyulmasının yararı olacaktır. İyi beslenme, sigaradan uzak durulması da önerilebilir. Özellikle kış aylarında, kapalı kalabalık ortamlar enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırabilir. Zatürreye neden olan mikroplar hava yoluyla yayılabileceğinden bu tür yerlerde mümkünse bulunmamak önerilebilir.

Pnömokok aşısı imdada yetişiyor

Bunların dışında, zatürrenin sık sebeplerinden biri olan “pnömokok” isimli mikroplara karşı aşı da, risk grubundaki kişilere uygulanabilir. Pnömokok aşısı, bu mikrobun 23 tipini içerir. Bağışıklık yetmezliği olanlar, altta yatan kronik bir hastalığı bulunanlar (akciğer, kalp, böbrek, bazı kan hastalıkları ve diabet gibi), 65 yaşın üzerindekiler ve dalağı alınmış olanlar, zatürre gelişimi açısından daha büyük risk taşımaktadır. Aşının yan etkileri genellikle hafiftir. Aşı yapılan yerde küçük bir kızarıklık, şişlik ve ağrı görülebilir. Aşı sonrası ilk bir gün içinde hafif bir ateş olabilir. Nadiren de olsa alerjik reaksiyon gelişebilir. Aşı, ateşli hastalıklar, enfeksiyonlar gibi aktif başka bir hastalık sırasında uygulanmamalıdır. Yılın herhangi bir zamanında yapılabilir. Aşı, ölü bir aşıdır ve aşıya bağlı zatürre hastalığı geçirilmez. Genellikle tek doz aşı yeterlidir, ancak özellikle 65 yaş üzerindekilerde ve bağışıklık yetmezliği olanlarda ilkinden 5 yıl sonra ikinci bir aşı gerekebilir.

29 Kasım 2010

CANLI DESTEK