Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden Sonra Şimdi de Hantavirus Korkusu

Son birkaç yıldır ilkbahar ve yaz aylarında insanların korkulu günler yaşamasına neden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nden sonra şimdi de Hantavirus endişesi yaşanmaya başlandı.

Dünyada yılda 200.000-300.000 insanın bu hastalığa yakalandığı tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 1993-2004 yılları arasında ABD’de, kayıtlara geçmiş 1910 Hantavirus enfeksiyonu olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan 384 tanesi ölümle sonuçlanmıştır. Yüzde 20 oranında ölüme neden olan Hantavirus’e son günlerde ülkemizde de rastlandığı iddia edilmektedir.

Memorial Hastanesi Klinik Laboratuvarlar Koordinatörü Doç. Dr. Kenan Keskin, Hantavirus’un bulaşma yolları ve dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.

KKKA ile Aynı Aileden

Hantavirus, Kırım Kongo Kanamalı ateşi hastalığına sebep olan Nairovirus ile aynı aileden bir virüstür. Adını, Güney Kore’de ilk defa izole edildiği yerin hemen yakınındaki Hantaan ırmağından almıştır. Bu virüs doğada farelerde ve diğer bazı küçük kemirgenlerde, hastalık oluşturmaksızın bulunurken, insanda genellikle hastalığa yol açmaktadır. Hantavirus ilk defa 1978 yılında izole edilmiş olmakla birlikte, geriye doğru bakıldığında bu hastalığın 10. yüzyıldan beri bilinen bir hastalık olduğu anlaşılmaktadır.

Solunum Yoluyla Bulaşabilir

İnsana bulaşma esas olarak, kemirgenlerin idrar gibi salgı ve çıkartıları ile veya havaya karışmış küçük parçacıkların solunmasıyla olmaktadır. Bununla birlikte insanların yaşadıkları ortamdaki, atıklardaki veya zemindeki virüsle bulaşmış tozların solunması ile de bulaşma meydana gelebilmektedir. Hantavirus’e maruz kalma riski, farelerin yaşadığı, kapalı alanlarda yaşayanlar, çalışanlar ve buralarda vakit geçirenlerde en yüksek olmaktadır. İnsanlar arasında hastalığın görülme sıklığı ırk veya etnik kökene göre farklılık göstermemekte, buna karşılık 20-50 yaş arası erkeklerde daha sık rastlanmaktadır. Yaş ve cinsiyet konusundaki bu farklılık, hastalığa yakalanma eğilimiyle değil, tamamen maruz kalma sıklığı ile ilişkilidir. Riskli ortamlarda bulunanların daha çok aktif çalışma yaşında olan erkekler olduğu göz önünde bulundurulduğunda hastalığın neden 20-50 yaş arası erkeklerde daha sık görüldüğü anlaşılmaktadır.

Kemirgenlerin Bulunabileceği Ortamlara Dikkat Edin

Hastalığın kullanılan bir aşısı bulunmamaktadır. Bu nedenle korunmada kemirgenlerle direkt veya indirekt temasın önüne geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle farelerin yoğun olarak bulunduğu, iyi havalandırılamayan, yeterince güneş ışığı almayan mekanlarda çalışan veya yaşamını sürdüren; liman işçileri, gemi işçileri, depo ve antrpolarda çalışan işçiler, çiftçiler ve askerler bu hastalık için yüksek risk grubunu oluşturmaktadır. Yine deney hayvanlarının bakıldığı ortamlarda çalışanlar ve hayvan deneyleri ile meşgul olan bilim adamları da bu hastalık için risk grubuna dahil olan kişilerdir. Risk grubunda yer alan kimselerin bu konuda daha çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Bahsettiğimiz ortamların temizliği, havalandırılması, fareler ve diğer kemirgenlerle mücadele edilmesi, onlarla temastan kaçınılması önemli koruyucu tedbirler arasında sayılabilir.

Bundan başka, kuşkulu bir temas sonrasında yukarıda belirtilen hastalık belirtilerinin ortaya çıkması halinde vakit geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması, gerekli muayene ve tanı testlerinin yaptırılması da çok önemlidir

En Tehlikeli Mevsimler İlkbahar ve Sonbahar

Virüs taşıyan daha büyük çaplı parçacıkların, göz, burun veya ağız ve boğaz mukozasına direkt teması sonucunda hastalık oluşup oluşmayacağı kesin olarak bilinmemektedir. Küçük deri yaralanmaları ve kemirgenlerin ısırıklarının hastalığın insana bulaşmasında rolü olmakla birlikte hastalığın insanlara bulaşmasının esas yolu bu değildir. İnsanlara bulaşma, daha çok ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde olmaktadır.

Kene, pire, sivrisinek ve insanı ısıran diğer böceklerle kedi ve köpeklerin hastalığın insanlara bulaştırılmasında rolleri olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak kedi ve köpek gibi hayvanlar, taşıyıcı olan fare ve benzeri kemirgenlerin insanlarla temas etmelerine yol açarak hastalığın bulaşmasına aracılık edebilirler.

Hantavirus, oda sıcaklığında ve kurutulduktan sonra birkaç gün canlılığını sürdürebilmektedir. Virus, +4 ile +42 derece arasındaki sıcaklıkta canlılığını birkaç gün kadar koruyabilmektedir. Bu bulgu, virüs ile bulaşmış partiküllerin bulaşıcılığının, doğal şartlarda, birkaç gün süreyle devam ettiğini göstermektedir.

İnsandan insana bulaşma ile ilgili, kayıtlara geçmiş tek vaka, 1996’da Güney Amerika’da meydana gelen bir salgın sırasında görülmüştür. Bundan başka, insandan insana bulaşma olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak bu konuda daha çok araştırma yapılması gerekmektedir.

Kuluçka Suresi 1- 4 Hafta

Bir insana Hantavirus bulaştıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen süre, yani kuluçka süresi, vakaların çok büyük bir kısmında 1-4 hafta arasında değişmektedir. Bu süre az bir kısım vakada 6 haftaya kadar uzayabilmektedir.

İlk Günlerde Ayırdedilmesi Çok Zordur

Hantavirus’un solunum yoluyla alınmasının ardından kuluçka süresinin sonuna doğru hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Hastalığın ilk 3-5 günlük başlangıç döneminde, diğer viral hastalıklardan ayırdedilemeyen genel belirtiler görülür. Bunlar: Ateş, kas ağrıları, titreme, güçsüzlük, baş dönmesi, baş ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishaldir. Karın ağrısı, apandisit veya pyelonefrit ile karışabilecek kadar ağır olabilmektedir. Bunlara ek olarak göz akında ve yüzde kızarıklık ta görülebilmektedir.

Hastalığın ileri aşamalarında ya solunum ve dolaşım sistemine ait belirtiler ya da şoka kadar ilerleyebilen, böbrek yetmezliği belirtileri ortaya çıkmaktadır. Hastalığın seyri sırasında burun kanaması veya sindirim sisteminde kanamalar ve pıhtılaşma sistemimde meydana gelen bozukluk sonucu yaygın vücut kanamaları görülebilmektedir.

Bu hastalığın tanısını koyabilmek için öncelikle hekimin bu hastalıktan kuşkulanması gerekmektedir. Yukarıda saydığımız hastalık belirtilerinden bir veya birkaçının bir arada görülmesi halinde hastanın hekimi Hantavirus enfeksiyonundan kuşkulanmalıdır. Bu durumda bir kemirgenle olası direkt veya indirekt temas sorgulanmalı ve eğer böyle bir ipucu da elde edilirse hemen tanı testlerine başvurulması gerekmektedir.

Tanı amacıyla, genel laboratuvar incelemelerine ek olarak hastalığa özgün bazı testlerin yapılması gerekmektedir. Bu amaçla, ELISA yöntemi ile kanda antikor aranması, PCR yöntemiyle kan veya idrarda, virüse ait genetik materyalin araştırılması ve doku örneklerinde yapılacak özel testler yer almaktadır. Yine doku kültürü yöntemiyle, hasta ve ortam örneklerinde virüsün üretilmesi de tanı amacıyla başvurulan testler arasında yer almaktadır.

Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

Hastalığın tedavisinde kullanılacak kesin etkili bir yöntem veya ilaç bulunmamaktadır. Virüslere karşı kullanılan bazı ilaçların kısmi yararı olabileceği söylenmektedir. Bu ilaçlardan ribavirin’in, özellikle erken dönemde tanı konulmuş hastalarda uygulanmasının, hastalığın seyrini olumlu olarak etkilediği ve hayatta kalma şansını yükselttiği iddia edilmektedir.

Bunun dışında esas olarak destek tedavisi önemlidir. Destek tedavisinden maksat, hasta kişinin hastalığı atlatana kadar yaşamını sürdürebilmesini sağlayacak her türlü girişim kastedilmektedir. Eğer solunum sistemi ile ile ilgili bozukluklar ön planda ise solunum desteği, dolaşım sistemi ile ilgili bozukluklar ön planda ise dolaşım desteği, böbrek yetmezliği belirtileri ön planda ise suni böbrek uygulaması (diyaliz), sıvı ve elektrolit dengesinin korunmasına yönelik işlemler uygulanarak hastanın yaşamını sürdürmesi için çaba harcanır.

30 Nisan 2009

CANLI DESTEK