Lenf Kanseri, Lenfoma Belirtileri ve Tedavisi

Lenf Kanseri, Lenfoma Belirtileri ve Tedavisi

İlerleyen yaşla birlikte toplumda görülme sıklığı artan lenf kanseri, erkek ve kadınları eşit oranda etkileyen bir hastalıktır. Lenfoma, farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Lenfoma belirtileri arasında yer alan; uzun süre geçmeyen grip, astımı anımsatan kuru öksürük, bademciklerden birinin şişmesi mutlaka dikkate alınması gereken noktalardır.

Lenfoma tedavisinde, son yıllarda artan risk faktörlerine ve hastalığın görülme oranlarındaki yükselişe rağmen, oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.  Lenfoma, ilaçlara ve ilik nakline iyi yanıt veren bir kanser türüdür.  Başarı oranları günümüz tedavileri ile bazı lenfoma alt tiplerinde yüzde 90’ların üzerine çıkabilmektedir. Tedaviye yanıt alınamayan durumlarda ise “akıllı ilaç” olarak tabir edilen, yalnızca kanser hücresini hedefleyen özel ilaçların yanı sıra; kök hücre nakli de lenfoma hastalığının kontrolü için önemi seçenekler arasında yer almaktadır.

Lenf Kanseri Lenfoma Nedir?

Kan kanserleri, kanın üretildiği yer olan kemik iliğinden kaynaklanan veya kan kaynaklı bütün kanserlerle eş anlamlı olarak kullanılan bir ifadedir. Lenfoma kan kanserlerinin yüzde 50’sini oluşturmaktadır. Lenfoma;  Hodgkin Lenfoma ve Non Hodgkin Lenfoma adında ikiye ayrılır. Non Hodgkin Lenfomalar diğerine göre yaklaşık 8 kat daha fazla görülmektedir.


Lenfoma kanserinin iki önemli çeşidinin de alt tipleri bulunmaktadır. Non Hodgkin lenfomanın en az 40-50 alt tipi vardır. Hodgkin lenfomanın ise 6-8 alt tipinden söz edilebilir. Bunların hepsinin klinik seyirleri, tedaviye cevapları, tedavilerinde kullanılan ilaçlar birbirinden farklıdır. Bu nedenle lenfoma teşhisi konulduktan sonra hastalığın hangi alt tip olduğunun da doğru bir şekilde saptanması gerekir. Bu doğrultuda lenfoma tedavisinde en iyi hastane arayışı oldukça önemli hale gelir. Deneyimli ve uzman kadrolara sahip onkoloji merkezlerine sahip olan hastaneler tercih edilmelidir.

Lenf Kanseri Lenfoma Belirtileri

Lenfoma belirtisi deyince ilk akla gelen, genellikle hastanın vücudunda büyüyen bir kitleyi fark etmiş olmasıdır.  Bu kitle bazı bölgelere basınç yapabilir. Lenf kanseri,  kendini klinik belirti olarak daha çok “lenf bezi” denilen bezelerin patolojik olarak büyümesiyle gösterir. Çünkü tümör kitlesinin büyüdüğü yer, ağırlıklı olarak lenf bezleridir. Bu yüzden de hastaların çok büyük bir kısmı boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde lenf bezlerinin büyüdüğünü fark ederek hastaneye gelir. Lenfoma belirtilerinden biri de hastanın bağışıklık sistemi yeterli çalışmadığı için grip benzeri bulgular gösterebilmesidir. Grip, başlangıcından itibaren en fazla bir hafta içinde iyileşmesi beklenen bir hastalıktır. Bunun yanı sıra sinüzit, akciğer enfeksiyonları oluştuğunda ise süre uzayabilir. Ancak haftalarca süren ve enfeksiyon tablosunun ağırlaşması gibi durumlar görülüyorsa mutlaka bir uzman görüşü alınmalıdır. 



Kilo Kaybı ve Gece Terlemesine Dikkat!

Lenfoma belirtilerinden olan lenf bezleri şişliği, göğüs kafesi veya karın boşluğunda da görülebilir.

Buradaki kitlenin ne kadar büyüdüğü direkt olarak fark edilemeyebilir. Ancak bunun yarattığı basınç hastada şikayetler oluşturabilir. Göğüs kafesinde büyüyen lenf, göğüs ağrısı, kuru öksürük ve nefes darlığı gibi sıkıntılara yol açabilir. Karın bölgesinde büyüyen bir kitle ise mide ve bağırsak sisteminin çalışmasını olumsuz etkiler. Karın ağrısı, ishal, kabızlık ve sindirim bozuklukları da yine lenfoma belirtilerindendir. Bazı hastalarda ateş, kilo kaybı, gece terlemesi gibi kanserin sistemik etkilerine bağlı şikâyetler de olabilir. Hasta bu belirtiler ile geldiğinde klinik olarak lenfomadan şüpheleniliyorsa, büyüyen ve saptanabilecek bir kitlenin varlığını anlamak için muayene edilir. Beraberinde görüntüleme yöntemleriyle hastanın vücudunda herhangi kitle ya da lezyon olup olmadığına bakılmalıdır. Ancak lenfoma sadece lenf bezlerinin büyümesiyle ortaya çıkmaz. Karaciğer, dalak, mide bağırsak sistemi ve akciğeri de tutabilir. Organ tutulumları oluşabilir. Kemik iliği de bu hastalıklar tarafından tutulum gösterebilir. Çünkü vücuttaki her doku, lenfoma tarafından tutulabilecek potansiyele sahiptir.

Lenfomanın belirtileri; alerjik öksürük, astım atakları ve sinüzit şeklinde de ortaya çıkabilir. Çünkü lenfomadaki belirti ve bulguların hiçbiri, yalnızca hastalığa özgü değildir. Birçok başka hastalıkta da aynı belirtiler olabilir. Bazen lenf kanserinin belirtisi kendisini romatizmal hastalıklara benzer şekilde de gösterebilir. Hasta romatizmal hastalık şikayetleri hastaneye başvurabilir ve yapılan araştırmalar ile durum ortaya çıkabilir. Kısaca lenfoma, her hastalığı taklit edebilmektedir. Bu nedenle lenfoma belirtileri önemsenmelidir.

Lenf kanseri belirtilerinden biri de bademciklerin her ikisinin de şişmesinden çok ikisinden birinin büyümesidir. Asimetrik bir büyümenin lenfoma olma riski daha yüksektir. Bademcik aslında lenfoid bir dokudur. Lenf bezi gibi o da ağzın iç kısmında, boğaz bölümünde yer alan lenfoid doku ve bu sistemin bir organıdır. Orada o bölgeyi tutup büyümeye yol açabilir. Bademciklerin büyümesi öncelikle bir enfeksiyonu düşündürdüğü için hastaya enfeksiyon tedavisi verilmektedir. Beklenen, örneğin 10 günlük bir süreçte ilaç kullanıldığı halde herhangi bir iyileşme görülmüyorsa, o zaman altta yatan başka nedenler araştırılmalıdır.



Lenfoma Nedenleri

’Lenfoma neden olur?’’ sorusuna net bir cevap verilemese de, belirli risk faktörlerinden söz edilebilir. Her kanser türünde olduğu gibi sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı, en önemli nedenlerden biri olarak gösterilir. Bunun yanı sıra lenf kanseri nedeni olarak benzen, tarım ilacı gibi kimyasal maddelere maruz kalmak da söylenebilir. Ayrıca romatizmal rahatsızlıklar ve immün yetmezlik durumlarında hastalığa daha sık rastlanabilmektedir. İmmün sistemini önemli ölçüde etkileyen bazı virüs enfeksiyonları da önemli bir lenfoma nedendir. Örneğin hepatit C, HTLV 1, HIV, AIDS gibi bazı enfeksiyon hastalıklara bağlı olarak da lenfoma görülebilmektedir. 
  
Günlük çevresel faktörler lenfoma nedenleri sıralamasında çok ön planda değildir. Ancak tarım işçileri özellikle de seracılık yapan kişilerde lenfoma biraz daha fazla görülmektedir. Kontrolsüz ilaçlama yapılması, ilaçlanmış seralar içinde maske ve kıyafet giymeden dolaşılması, sera içindeki ilaçlı havanın solunum yolu ile alınması gibi faktörlerin etkili olduğunu bilmek gerekir. Yoksa eve gelen sebzenin üzerindeki tarım ilacının bir etken olduğu düşünülmemelidir. Boya üreten sanayilerde çalışanlar da gerekli önlemlerin alınmaması durumunda aynı riski taşır. Bunun yanında; evdeki kimyasallardan çamaşır suyu, deterjan, deodorantların ya da cep telefonlarının bir neden olarak gösterilmesi şu anki bilgiler ile mümkün değildir. Kilo almadan hareketli bir yaşam süren herkes, birçok hastalığa karşı avantajlı durumdadır. Ancak obezitenin de direkt olarak lenfoma üzerinde etkili olduğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır. Fazla kilonun tüm kanser türleri için bir risk faktörü olduğu ise unutulmamalıdır.        

Lenf Kanseri Lenfoma Çeşitleri

Hematolojik kanserlerde son yıllarda çok önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bu gelişmeler, kan kanserlerinin biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılmasını, tanıdaki gelişmeleri ve tedavideki başarıyı kapsamaktadır. Hematolojide birçok hastalığın tedavisinde kullanılan çok sayıda ilaç yeni klinik çalışmalarda etkinliğini göstermiş, aralarında etki tarzı çok ilginç olan ve kanser hücresini hedef alan ilaçlar öne çıkmıştır.

Hematolojide en sık görülen kanserler, lenf düğümü kanseri olan lenfomalardır. Bu hastalıkları Hodgkin lenfoma ve Hodgkin dışı lenfomalar (ingilizce: Non-Hodgkin lymphoma) olarak iki büyük gruba ayırıyoruz. Hodgkin dışı lenfomalar, çok sayıda, değişik biyolojisi ve süreçleri olan, tedavileri günümüzde tamamen farklılaşmış, özellikler kazanmış hastalıkların toplandıkları bir sepet oluşturmaktadır.

Hodgkin Lenfoma

Hodgkin Lenfoma, lenf düğümlerindeki büyümeyle kendini gösterir. Bazı hastalarda Hodgkin Lenfoma belirtileri; kilo kaybı, geceleri terlemesi, tekrarlayan ateş yükselmesi şeklinde görülür. Hastalığın hangi evrede olduğunu saptamak için genellikle bilgisayarlı tomografi ve kemik iliği biyopsisi gerekir.

Hodgkin lenfoma, günümüzde tedavi başarısı yüksek olan kanser türlerinden biridir. Her evresinde, hastalığın tamamen yok edilmesi hedeflenerek tedavi gerçekleştirilir. Dünyada Hodgkin lenfoma hastalığının tedavisindeki gelişmeleri kaydetmek amacıyla çalışan ve büyük kapsamlı çalışmalar yapan bazı gruplar vardır, bunlardan biri de Alman Hodgkin Lenfoma Çalışma Grubu (GHSG)’dur. Hastalığın hastaya özel tedavisinde risk faktörleri denilen faktörleri önem taşır. Erken evre ve kötü risk faktörü olmayan hastalarda, kısa süreli ABVD adlı bir kemoterapi ve ışın tedavisi yeterli olur. Fakat hastalık ilerlemişse, hastalığı tamamen yok edebilmek ve nüks etmesini önlemek için çok daha etkili bir tedavi (escalated BEACOPP protokolü) gerekebilir. Şayet nüks olmuşsa, yüksek doz kemoterapi ve otolog kök hücre transplantasyonu, hastalığın tamamen yok edilmesi için genellikle en iyi tedavi seçeneğini oluşturur.

Non Hodgkin Lenfoma

Hodgkin dışı lenfomalar 3 büyük gruba ayrılmaktadır: İndolen (yavaş ilerleyen) lenfomalar, agresif (hızlı ilerleyen) ve çok agresif (çok hızlı ilerleyen) lenfomalar. Bu hastalıkların seyri de, tedavileri de büyük farklılıklar gösterirler. Hodgkin dışı lenfomalar, immunolojik hücre tipi açısından da 2 gruba ayrılır: B-hücreli ve T-hücreli lenfomalar. Genellikle T-hücreli lenfomalar, B-hücreli lenfomalara nazaran daha kötü prognozla seyreder. Bundan dolayı, T-hücreli lenfomaların modern tedavisinde daha intensif ve etkili tedavi yöntemleri seçilir. Eskiden Non Hodgkin lenfomalarının çoğuna CHOP adlı kemoterapi protokolü verilirken, günümüzde hastalığın alt grubuna göre değişen, hastalığa özel daha etkili tedaviler uygulanmaktadır. Hatta bazı lenfoma tiplerinin, kemoterapi kullanmaksızın antibiotik ajanlarla bile tedavisi mümkündür. Örneğin midede veya gözde oluşan lenfomaların bazı türleri ve evreleri, antibiyotik tedavi ile tamamen yok edilebilirler. Hastaya önerilecek en uygun tedaviyi seçebilmek için, lenfomanın alt grubunun, evresinin ve prognostik faktörlerinin tam olarak bilinmesi gerekir. Tam donanımlı bir onkoloji merkezi seçimi bu anlamda çok önemlidir.

 Hodgkin Dışı Lenfomaların En Sık Görülen Çeşitleri

 

Yavaş ilerleyen lenfomalar

Hızlı ilerleyen lenfomalar

Çok hızlı ilerleyen lenfomalar

Folliküler lenfoma

Diffuz büyük B hücreli lenfoma

Burkitt lenfoma

Kronik lenfositik lösemi

T lenfomaların çoğunluğu

Lenfoblastik B lenfoma

İmmunositoma

Mantle hücreli lenfoma

Lenfoblastik T lenfoma

 

Yavaş İlerleyen (indolen) Lenfomalar: Hastalık genellikle evre III veya IV’de teşhis edilir. Hastalık şayet evre I veya II’de teşhis edilmişse, tedavi ışın tedavisi ile hastalığı yok etme hedefiyle yapılır. İleri evreler ise belli durumlarda kemoterapi uygulanır, buna gerek yoksa, hasta tedavi verilmeksizin izlenir (ingilizce “wait and see”), çünkü bu durumlarda gerektiğinden evvel tedaviye başlamak hastaya avantaj sağlamaz. B-hücreli indolen lenfomalarda Rituximab adlı, B-lenfoma hücrelerinin üzerindeki CD20 molekülünü hedef alan bir ilaç, kemoterapinin etkisini arttırarak yanıt oranlarını ve yanıt sürelerini de anlamlı bir şekilde etkiler.

Hızlı İlerleyen (agresif) Lenfomalar: Diffuz büyük B-hücreli lenfomalar, agresif lenfomaların önemli bir kısmını oluşturur. Tedavi hastalığı tamamen yok etme amacıyla uygulanır, Rituximab ve CHOP kemoterapisinden oluşur. T-hücreli agresif lenfomalarda ise, CHOP protokolüne Etoposid eklenmesi (CHOEP protokolü), Alman ve İskandinav çalışmalarının gösterdiği gibi, başarı oranını arttırır. T-hücreli agresif lenfomaların çoğunda prognoz kötü olduğundan, 6 kür kemoterapinin akabinde, yüksek doz kemoterapi ve otolog kök hücre transplantasyonu, hastalığın daimi kontrolünde önemli bir rol oynar.

Mantle hücreli lenfomalar ise, son yıllarda önemli aşamaların kaydedildiği agresif bir lenfoma eşitidir. Genç hastalarda öncelikle ilaç tedavisi öngörülür. Genç hastalarda bu tedavi sonrası hastadan kök hücre toplanıp, yüksek doz tedavi ve kök hücre nakli en iyi sonuçları verir. Yaşlı hastalarda ise kemoterapi sonrası yapılan idame tedavisi, yaşam süresini uzatır.

Çok Hızlı İlerleyen Lenfomalar: Diğer bir grup da çok agresif lenfomalardır. En önemlileri Burkitt lenfoma ve lenfoblastik lenfomalardır. Bu lenfoma tipleri çoğunlukla genç hastalarda görülür. Burkitt lenfoma insanda en hızlı ilerleyen kanser tipidir. Bu hastalıklarda tedavinin hedefi hastalığı yok etmektir. Ancak bu hedefe basit tedavilerle erişilemez. Çok sayıda ilaçtan oluşan ve lösemi tedavisini anımsatan kemoterapiler ile hastalık devamlı olarak yok edilebilir.


Lenfoma Tedavisi

Lenfoma tedavisine öncelikle lenfoma tanısı koyarak başlanır. Bunun için öncelikle biyopsi alınması gerekir. Mikroskop altında bu hücrelere bakarak lenfoma tanı konulabilir. Ancak bu morfolojik değerlendirme, hastalığın alt tiplemesini yapmak için yeterli değildir. Doğru tanı konulabilmesi için mutlaka farklı testler gerekir. Bunun yanında özel boyama teknikleri ile hangi tür lenfoma olduğunu belirleyen özel testler de bulunmaktadır. 

Lenfoma Tedavisi İçin Genetik Testler
Lenfoma olduğu belirlenen hücrelerin genetik yapılarıyla ilgili de analizler yapılarak, alt tipinin doğru bir şekilde tanıması sağlanmaktadır. Bu sonuç, lenfoma tedavisinin başarısı açısından son derece önemlidir. Tanının kesin olarak konulmasının ardından hastalığın, vücuda yayılıp yayılmadığı araştırılmalıdır. Bunun için de en sık PET-CT kullanılır. Bu tetkik ile lenfomanın vücudun hangi bölgesinde tutulum olduğu gösterilmiş olur. 

Lenfoma tedavisi için hastalar çok farklı evrelerde doktora başvurabilmektedir. Genelde yaygınlığa göre lenfoma 4 evreye ayrılmaktadır. Lenfoma evreleri evre 1 ve 2 erken, 3 ve 4 ise daha ileri olarak adlandırılır. Lenf kanserinin kesin tanısı konulduktan sonra özel bir değerlendirme yapılarak hangi aşamada olduğu belirlenmektedir. Yani hastanın hangi tedaviye ne ölçüde yanıt verebileceğini bu skorlama tekniği ile görmek mümkündür. Hastanın yaşı, kandaki LDH denilen değerin düzeyi, hastalığın ileri evre olup olmaması, lenf nodu dışında başka bir yerde tutulum olup olmaması gibi bir takım faktörler bir araya getirilir ve puanlama yapılır. Buna göre hastalar düşük veya yüksek risk grubuna girer. Eğer hastanın risk profili yüksekse standart lenfoma tedavilerinden fayda görme olasılığı daha düşüktür. Bu nedenle bu hasta grupları daha ağır tedaviler almak durumunda kalabilir. Risk profili düşükse daha standart tedaviler tercih edilmektedir.

Lenfoma Tedavisinde Kemoterapi

Lenfoma tedavisindekemoterapi önemli bir yere sahiptir. Kemoterapinin nasıl ve ne şekilde uygulanacağı, hastalığın durumuna göre farklılık göstermektedir. Standart yani ayaktan uygulanabilecek ilaç yöntemlerinin yanı sıra; hızlı seyirli ve yüksek riskli hastalarda da yatarak takip gerçekleştirecek şekilde yüksek doz kemoterapi uygulanmaktadır. Lenfoma tedavisinde kemoterapiaralıkları genellikle 3- 4 haftadır ve 6 kür gerçekleştirildikten sonra tedaviden kesin sonuç alınması beklenir. Bu dönemde, ara değerlendirmeler ile alınan yanıt da gözlemlenmektedir. İkinci ya da üçüncü kürden sonra bu takipler yapılmaktadır.  

Kemoterapi, kan kanserlerinde özellikle de lenfoma tedavisinde en çok başvurulan tedavi yöntemlerinden biridir. Her hastalığa göre farklı ilaç kombinasyonları kullanılmaktadır. İlaçların şiddetleri de standartların üzerine çıkıldığında ve yüksek doz uygulandığında artmaktadır. Bu ilaçların sağlıklı hücrelere de zararı olduğu için, klasik birçok kemoterapide görünen; tedaviden sonra saçların dökülmesi, mide bağırsak sistemindeki bozukluklar, ağız içinde yaralar, hastanın iştahının kaybolması, kilo kaybı, halsizlik, araya giren ciddi enfeksiyonlar nedeniyle problemler yaşanabilir. Bu tip tedavilerde olabilecek komplikasyonlar önceden öngörülebildiği için gereken tedbirler alınıp, hastanın tedavi dönemini en risksiz şekilde atlatması sağlanmaya çalışılmaktadır. Lenfoma tedavisinde kemoterapinin yanında bazen ışın tedavisi yani radyoterapi de destek olarak kullanılmaktadır. Hastalığın yaygın olduğu durumlarda herhangi bir alanda çok büyümüş olan lenflerin yapabileceği basıyı ortadan kaldırmak için hastalığı tedavi amaçlı olmasa da o bölgeyi rahatlatmak için radyoterapiden yararlanılabilir. 

Immünoterapi Lenfoma Tedavisi Başarısını Artırıyor!

Lenf kanseri tedavisinde kemoterapi dışında sıklıkla başvurulan ya da birlikte uygulanan tedavilerden biri de immünoterapidir. Kanser hücresine yönelik geliştirilmiş bir takım “monoklonal antikor” denilen ilaçlar tedavide sıklıkla kullanılmaktadır. Bu ilaçların özelliği, lenfoma hücrelerine yapışması ve daha sonra da immün sistemini harekete geçirip onun aracılığıyla onu yok etmesidir. Lenfoma tedavisinde kemoterapiyle birlikte uygulanan ve her lenfomanın tipine göre farklılık gösteren “monoklonal antikor” tedaviler vardır. Bu tür tedaviler başarı şansını artırmaktadır.



Lenfoma İlaçları

Lenfomada son 10- 20 yıldır uygulanan tedaviler bulunmaktadır ancak bunların ivme kazanması ve bilinirliği son 10 yıldır artmaktadır. Hedefe yönelik tedaviler günümüzde yalnızca “monoklonal antikorlar” ile sınırlı değildir. Monoklonal antikor olmayan bir takım başka ilaçlar ve moleküller de geliştirilmiştir. Bunlar, “hedefe yönelik” ya da “akıllı ilaç” olarak adlandırılmaktadır. Akıllı ilaçlar sayesinde hedefe yönelik moleküller; kanserli hücrelerde olan, sağlıklı hücrelerde ise bulunmayan bir takım mekanizmaları bozmaktadır. Bu nedenle ilaçlar hastaya verildiğinde kanser hücresi çok yoğun bir şekilde, sağlıklı hücreler ise minimal düzeyde etkilenmektedir. Hedefe yönelik tedavilerde kullanılan ilaçların yan etkileri hiçbir zaman klasik kemoterapi ilaçlarının yan etkileri ile aynı değildir. Hastaların hemen hepsi, saç dökülmesi, bulantı, kusma, iştahsızlık gibi sorunlar yaşamamaktadır. Hafif ve çok rahatlıkla kontrol altına alınabilecek yan etkiler de hastalar tarafından tolere edilmektedir. 

Lenfomada En Etkin Tedavi Seçeneği: Kemik İliği Nakli

Lenfoma tedavisinde kemik iliği veya kök hücre nakli sıklıkla kullanılmaktadır. İki tip kemik iliği bulunmakta ve bunların; otolog denilen kişinin kendi kök hücresinden yapılan ve allojenik yani bir başka kişinin kök hücresi kullanılarak yapılan nakillerin yapılmasını sağlamaktadır. İkisinin yapılış amaçları birbirinden farklıdır. Genel olarak kemik iliği veya kök hücre nakli yapılmasının temel amacı şudur; kemik iliği veya kök hücre nakli başlangıç tedavisi değildir. Hastaya tanı konur konmaz lenfoma tedavisi için kemik iliği nakli gerçekleştirilememektedir. Lenfoma tedavisinde önce kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi ile hastalığı yok etmek ya da baskılamak amaçlanır, ardından alınan yanıta göre gerekli görüldüğünde nakil yöntemine başvurulur. Bazı hastalıklarda daha başlangıç seviyesinde standart tedavi verilse ve bunda başarı sağlansa bile hastalık bir süre sonra büyük olasılıkla tekrarlayacaktır. Bu tip hastalarda tekrarlama riskini en aza indirebilmek için kök hücre nakli yapılmaktadır.

Lenf Kanseri Lenfoma Tedavisi: Otolog Kök Hücre Nakli

Standart bir tedavi ile hastalık yok edilse bile gözle görülmeyen mikroskobik düzeyde kanser hücreleri geride kalmakta ve bunların çok yüksek dozlarda kemoterapi ile yok edilmesi gerekmektedir. Bu tedavi nedeniyle kan hücrelerini yapıcı kemik iliği de etkilenmektedir. İşte bu sebeple lenfoma tedavisiöncesi hastanın kendi kök hücreleri çeşitli yöntemlerle alınır ve özel işlemlerden geçirdikten sonra dondurularak saklanır. Sonra hastaya çok yüksek dozda kemoterapi uygulanır. Tedavi bittikten sonra önceden saklanan hastanın kendi kemik iliği hücreleri yine hastaya nakledilir. Bu hücreler kemik iliğine yerleşir ve orada çoğalarak kan üretmeye başlar. Yani bypass yapılmış ve o hücreler kurtarılmış olur. Ancak otolog nakil her zaman yapılamayabilir. Kemik iliğinde tutulum olan hastaların kendi kemik ilikleri alınamadığından öncelikle %25 uyum şansı olan kardeş ya da anne baba ile gerekirse de kemik iliği bankasına başvurulmaktadır.

Hastanın Vücudu Başkasının Kök hücrelerini Reddedebilir Mi? 

Allojenik yani başkasından alınan kök hücrelerinin nakledilme işleminin ise bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır. Otolog nakle göre temel felsefe aynı gibi görünse de, yabancı bir kişinin hücreleri nakledildiğinde doku uyumları tam olsa da saptanamayan doku uyuşmazlıkları yüzünden, hastanın kendi dokularına ve organlarına zarar verebilir. Nakledilen bağışçı kaynaklı savunma hücreleri, hastanın dokularını yabancı gibi algılayıp organlarına zarar verebilir. Bu da hastanın yaşamını tehdit edebilir. Bunu engelleyebilmek için uzun süre bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanmak gerekir. Hastalar bu ilaçların yan etkileriyle de mücadele etmek zorundadır. Başkasından alınan kemik iliği hücrelerinin iyi bir yanı da o lenfoid hücrelerin, hastadaki kanser hücrelerini de algılayıp onları yok edebilmesidir. O nedenle allojenik nakillerde o hücreler ve ilaçlarla bir takım ince ayarlar yapılarak, nakledilen hücrelerin hastanın kanser hücrelerini yok etmesini sağlamayı ama hastaya zarar verici etkisini de mümkün olduğunca engellemeye çalışılmaktadır. Bu dengenin iyi tutturulabilmesi, çok başarılı bir allojenik nakil ile hastalığın tekrarlama şansını son derece azaltmaktadır. 


Lenf Kanserinde Moral Çok Önemli

Hastanın olumlu bir bakış açısına sahip olması ve iyileşeceğine inanması, lenfoma tedavisine yardımcı olacağı için moral doktor açısından da önemlidir. Moral tek başına lenfomayı yenmede etkili olmasa da hastanın tedavi sürecine uyumunu sağlamaktadır. Hasta lenfoma tedavisine ne kadar uyarsa ve iyileşeceğine, hayatta kalacağına ne kadar inanırsa başarı şansı doğal olarak artmaktadır.

Lenfoma Yaşam Süresi Ne kadardır?

Lenfomaların klinik seyri hızlı ve yavaş olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hızlı seyirli lenfomalar çok kısa sürede ortaya çıkmaktadır. Kitle çok kısa sürede büyüyerek, aylar hatta haftalar içinde kendini gösterebilir. Yavaş seyirli olanlarında ise kitlenin büyüme hızı oldukça yavaştır. Aylar hatta yıllar sürebilen bir süreci kapsayabilir. Lenfoma yaşam süresi de değişkendir. Hızlı seyirli lenfomalar tedavi edilmediğinde hasta aylar ya da haftalar içinde kaybedilebilir. Yavaş seyirli olanlarında ise hiç tedavi olmasa bile hasta uzun süre hatta 15-20 yıl yaşayabilir. Bu nedenle iki farklı lenfoma grubunda hastaya uygulanan tedavi yaklaşımı da farklı olmaktadır. Hızlı seyirli lenfomalarla birlikte bir yaşam mümkün olamayacağı için, hedef mutlaka hastalığı yok etmek ve tam iyileşme üzerine kurulmalıdır. Yavaş seyirli olanlarında ise çoğu zaman düzenli takip yeterli olmaktadır.

03 Ocak 2017

Benzer Sağlık Rehberleri

CANLI DESTEK