Hemoroid ve Anorektal Hastalıklar Ünitesi

Bölüm Hakkında

Toplumda yaygın olarak görülen anorektal hastalıklar yani  kalın bağırsak, rektum ve anal bölge hastalıkları tıp alanında özel bir kategori oluşturmaktadır. Her insanın hayatının çocukluk, askerlik, evlilik, gebelik gibi dönemlerinde mutlaka bir anorektal hastalıkla karşılaştığı bilinmektedir.

Hassas, ağrılı, özel kabul edilen ve kritik fonksiyonlara sahip bu bölgenin sorunlarının tanı ve tedavileri de zordur. Doğru tanı ve tedavi için bu alanda deneyimli ve özel ihtisas sahibi sağlık personeline, özel alet ve teknolojiye, bütünsel olarak bu alana odaklanmış bir yapılanmaya gereksinim vardır. Memorial Ankara Hastanesi Proktoloji Ünitesi, anorektal hastalıklarda üst düzey tanı ve tedavi olanakları sunmak amacıyla hizmet vermeye başladı.

Proktoloji ünitesinde tedavisi yapılan hastalıklar şu şekilde sıralanabilir:

  • Hemoroid (İç ve dış)
  • Kabızlık 
  • Anal Fissür (Çatlak)
  • Perianal Abse ve Fistüller
  • Gaz-gaita kaçırma (Anal inkontinans)
  • Bağırsak Fıtığı (Rektosel)
  • Kıl dönmesi (Pilonidal hastalık)
  • Anal Kaşıntı (Pruritus ani)
  • Kolorektal Kanserler
  • Anal/Perianal Siğiller (Warts, kondilomlar)

Hemoroid Tedavisi

Hemoroid, toplumumuzda veya dünya genelinde çok sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Araştırmalara göre, toplumun dörtte üçünde bu hastalığın geliştiği fakat hemoroidal rahatsızlığı olan kişilerin ancak dörtte birinin hekime ulaştığı, dörtte ikisinin ise profesyonel bir yardım almadığı ya da alamadığı ortaya çıkmıştır. İyileşme döneminde kişinin rahatlaması, doktora başvurularda ise klasik yaklaşımların yetersiz kalması nedeniyle çoğu hasta bunun yaşamının düzeltilemez bir parçası olduğu tarzında yanlış bir önyargı geliştirebilir. Sorunu bazı krem, merhem ve fitillerle halletmeye çalışmak kalıcı bir çözüm sağlamamaktadır.

Bu sorunun tam tanımlanması ve en kısa sürede çözülmesi için proktoloji alanında uzman merkez ve hekimlere başvurulması tek seçenektir. Hastalar genellikle hemen bütün anal hastalıkları hemoroid olarak tanımlama eğilimindedir. Oysaki uygun bir tedavi planlaması için gerçekten hemoroid olsa bile eşlik eden başka patolojilerin atlanmaması gereklidir. Örneğin; kadınlarda özellikle bağırsak fıtığı-rektosel bu kategoriye girmektedir. 

Memorial Ankara Hastanesi Proktoloji Ünitesi’nde hastalar; diyet ilkeleri, dışkılama alışkanlıkları, bazı egzersizler ve lokal bakımlar konusunda bilgilendirilmekte ve bu durum tedavi başarısını yükseltmektedir. Hemoroidal hastalıkta yaklaşım bir bütündür ve doğru, tam uygulandığında süratle iyileşme sağlanır. Band ligasyonu, infrared koagulasyon gibi ayaktan ve ağrısız yöntemler de doğru indikasyonla ve ustalıkla uygulandığında çok az sayıda hastada ameliyat gerekmektedir. Ameliyat kaçınılmaz ise bunun klasik cerrahi tarzında değil, ultrasonik dissektör, hemoroidal desarterializasyon gibi gelişmiş teknolojiler kullanarak yapılması tercih edilmektedir.

Hemoroid tedavisinde gerçekleştirilen uygulamalar:

  • Hemoroidal hastalığın doğru tanısı ve olası ek patolojilerin teşhis ve tedavilerinin planlanması
  • İnternal (iç) hemoroidlerin non-operatif (ameliyatsız) tedavisinde band ligasyonu, infrared koagulasyon, skleroterapi gibi gelişmiş teknikler
  • Dış hemoroidlerin eksizyonu
  • Cerrahinin kaçınılmaz olduğu ileri evre vakalarda ultrasonik dissektör, TST stapler,  hemoroidal desarterializasyon gibi ileri teknolojilerin kullanımı

Kabızlık Tedavisi

Kabızlık kronik hale gelirse yaşamsal önem taşır ve ancak uzun vadeli olma durumunda konstipasyon tanımı kapsamına girer. Çoğu kişide, seyahat, ortam değişikliği, açlık, diyet değişikliği, sakatlanma gibi olağandışı dönemlerde geçici olarak bağırsak alışkanlıkları değişebilir ve bu durum kabızlık tanımı içinde yer almaz.

Kabızlık tanımı aslında çok zor uzlaşılan ve kişiye göre değişen bir tanımdır. Kabızlık sorunu yaşayan bazı kişiler durumu son derece doğal ve olağan olarak yorumlar ve hiç şikayetçi olmazken, daha titiz bazı bireyler sırf birkaç aksama ya da ıkınmayı ciddi kabızlık olarak yorumlayabilmektedir. İlginç olarak, aynı tanım tutarsızlığı doktorlar arasında da olabilmektedir.

Haftada iki veya daha seyrek dışkılama, aşırı ıkınma, sıkıntı hissettirecek düzeyde sert gaita çıkarma ve tam boşalamama hissi ilk planda ifade edilen şikayetlerdir. Özellikle kadın hastalar tarafından ifade edilen takılma hissi ve digitasyon yani parmak yardımlı veya anal kanalın etrafından ya da vajenden baskı uygulayarak boşalabilme tanımı da özellikle bağırsak fıtığına bağlı kabızlıkta sık rastlanan bir durumdur. Kabızlığın neden olduğu diğer şikayetler; tam ve kolay boşalamama nedeniyle karın ağrısı ve sürekli tuvalete gidilmesidir.

Doğrudan kabızlıkla ilgili bu belirtilere ek olarak, kabızlığın neden olduğu ya da tetiklediği farklı hastalıklara ait şikayetler de zamanla tabloya eklenebilir. Örneğin; uzun süreli kabızlık çeken hastaların çoğunda kaçınılmaz olarak anal fissürler (çatlak) ve hemoroid gibi anal hastalıklar da gelişmektedir.

Önemli olan, kabızlığın nedenlerinin iyi belirlenmesi ve yetkin olarak tedavi edilebilmesidir. Kabızlık tanısının doğru koyulması için en önemli gereklilik, bu konuyu iyi bilen bir hekimin hastayı tam ve çok yönlü irdeleyebilmesidir. Neyse ki kabızlık vakalarının çoğu, posasız diyet, hareketsizlik gibi nedenlerle olan “habitüel kabızlık” şeklindedir. Örneğin genç, muayenesi normal ve risk faktörleri olmayan bir kabızlık vakasında bu yönde bir hikaye de mevcutsa hiçbir tetkike ihtiyaç duyulmaz. Hastaya sadece gerekli diyet ve kronobioloji önerilerinde bulunulur. Bunlara uyulması sonucunda kabızlık ortadan kalkarsa, sorun en kısa ve doğrudan yoldan hem çözülmüş olur, hem de tanı teyit edilir. Diğer taraftan, yaşlı, karın ağrısı, kilo kaybı gibi ek belirtileri olan ve kabızlık nedeni yaşam tarzıyla açıklanamayan bir hastada kolonoskopi gibi ileri incelemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Nadir de olsa, divertiküler hastalık (kolonik divertikülosis), kolon kanseri gibi daha ciddi hastalıklar nedeniyle kabızlık gelişebilmektedir. 

Kabızlık tedavisinde başarılı sonuçlar elde etmek için kabızlığın nedeninin tam ve kesin olarak belirlenmesi, sonra da bu hedefe yönelik doğru tedavi stratejisinin ustaca uygulanması gerekmektedir.

Kabızlık tedavisinde gerçekleştirilen uygulamalar:

  • Kabızlık ve nedenlerinin doğru tanısı, sınıflandırılması ve olası ek patolojilerin teşhis ve tedavilerinin planlanması
  • Yanlış alışkanlıklara bağlı kabızlık vakalarında kolay ve pratik diyet uygulamalarının, kronobiyolojik ilkelerin ve doğru bağırsak alışkanlıklarının hastalara öğretilmesi ve izlenmesi 
  • Kadınlarda bağırsak fıtığı gibi önde gelen kabızlık nedenlerinin tespit edilmesi ve güncel tedavi uygulamaları 
  • Yanlış ıkınma/dışkılama tarzında fonksiyonel bozuklukların tespit edilmesi ve gelişmiş uygulamalarla tedavisi
  • Bağırsağın boşalma yönünde kasılmasının azlığı nedeniyle olan kabızlık vakalarında, bağırsak geçiş zamanı ölçümü ve sakral sinirlerin elektromanyetik olarak uyarılması 
  • Özellikle ileri yaş grubunda kolonda divertiküller nedeniyle kabızlık gelişmişse, diyet, ilaç ve cerrahi tedavi seçeneklerine bütünsel yaklaşım

Anal Fissür (Çatlak) Tedavisi

Anal fissürler, anal kanal derisi üzerinde gelişen yırtıklardır. Dışkılama sırasında yırtılır tarzda ya da küçük bir cam parçası çıkarır tarzda şiddetli ağrı oluşturmakta; bazen küçük kanamalar da ağrıya eşlik etmektedir. Dışkılama hastada giderek bir kabusa dönüşür. Şiddetli ağrı anal kanaldaki bir kas yapısında refleks bir kasılmaya neden olur. Kasılma olunca çatlak daha fazla yırtılır. Daha fazla yırtılınca daha çok kasılır ve bir kısır döngü oluşur. 

Nedenleri genellikle kabızlık, düzensiz dışkılama, nadiren ishal atakları ve altta yatabilen başka sebepler olarak sıralanabilir. Bebekler dahil herkeste zorlanmayla bazen yüzeyel, geçici, akut çatlaklar oluşabilmektedir. Ancak bu tablonun uzaması-yerleşmesi, daha derin, inatçı-kronik anal fissürle-çatlakla sonuçlanmaktadır.

Anal fissürlerde tedavi stratejisinin rasgele bir sıralama ile değil, fissürün bazı morfolojik özellikleri ve bazı basit basınç ölçümleriyle kararlaştırılması gerekmektedir. Bu çerçevede nitratlı kremler, Botoks uygulaması, cerrahi gibi yöntemlerden hasta için en etkili, güvenli ve ucuz yöntem belirlenmelidir. 

Ameliyat kaçınılmaz olsa da basınç ayarlı tarzda yapılması ekibimizin geliştirdiği ve dünya literatüründe en rafine teknik olarak kabul edilen bir yaklaşımdır ve bu şekilde uygulandığında tedavi başarısızlığı ya da olası gaz kaçırma komplikasyonu teorik olarak ortadan kalkmaktadır. Bu arada bağırsak fonksiyonlarının uygun diyet ilkeleri, bazı bitkiseller, vb. ile düzeltilmesi durumunda başkaca anal sorunlar gelişmesi de önlenmektedir.       

Anal fissür tedavisinde gerçekleştirilen uygulamalar:

  • Anal fissürlerin doğru tanısı, sınıflandırılması ve olası ek patolojilerin teşhis ve tedavilerinin planlanması,
  • Akut fissürlerde ayrıntılı diyet önerileri, sıcak banyolar, gerekirse gliseril trinitrat (GTN) krem uygulaması ile tedavinin sağlanması
  • Kronik anal fissürlerde GTN krem ve/veya botoks enjeksiyonu ile uygun vakalarda ameliyatsız tedavinin sağlanması
  • Ameliyatın gerekli olduğu vakalarda işlemin çap-ayarlı ve/veya basınç-ayarlı tarzda güncel tekniklerle yapılması
  • Tedaviler sonrası gerekirse biofeedback uygulamaları ile dışkılama fizyolojisinin düzeltilmesi

(Peri) Anal Fistüllerin Tedavisi

Sıklıkla anal apse drenajları sonrasında gelişen perianal fistüller kronik ve hasta açısından tanımlanması zor ve hijenik olarak rahatsızlık verici bir hastalıktır. Anal ya da perianal fistül, bir ağzı anüs etrafında görülebilen, diğer iç ağzı ise bağırsak içinde olan anormal bir yol gelişmesinin adıdır. Fistül geliştiğinde kendiliğinden ya da koruyucu yöntemlerle iyileşmesi mümkün değildir ve mutlaka cerrahi tedavi gerektirmektedir. 

Anal fistüller, cerrahide deneyimin, dikkatin ve teknolojinin maksimum kullanılmasını gerektiren özel bir hastalık olarak bilinmektedir. Aksi takdirde hastalığın tekrarlaması ve başka hastalıklara yol açması kaçınılmazdır. Her tekrar sonrasında cerrahi daha da zorlaşmakta ve daha riskli hale gelmektedir. Tedavide klasik ameliyat dışında yöntemler ne yazık ki ya başarısız olmuştur ya da uzun vade sonuçları belirsizdir.

Seton yönteminde; fistül yolunun tam haritalandırılmakta, iç ve dış ağızlar tespit edildikten sonra fistül yoluna ipliksi bir materyal yerleştirilmektedir. Kesici seton uygulaması olarak adlandırılan diğer uygulama ise seton yardımıyla fistülün kurutulmasına ve zaman içinde yüzeyelleştirilerek kaslara zarar vermeden iyileşmesinin sağlanmasına yöneliktir. Ekibimiz tarafından geliştirilen “hibrid seton” yöntemi, seton uygulamalarının hemen tüm sorunlarını ortadan kaldıran ve çağdaş literatür tarafından da kabul edilen rafine bir yöntem olarak uygun vakalarda kullanılmaktadır.

Her iki uygulama da çok özellikli, teknik konulardır ve doğru uygulandıklarında sonuçları en iyi bilinen yöntemlerdir. Ancak tedavi başarısını, kullanılacak teknik değil, fistül olgusunun iyi anlaşılması, iyi haritalandırılması, tekniğin doğru kullanılması ve hastayla doğru iletişimin sağlanması belirlemektedir. Tüm bunlar yapıldığında dahi hiçbir cerrah bir fistülü tek seferde, sorunsuz ve yüzde yüz halledeceğini ne yazık ki iddia edemez. Hastaların tekniğin isminden çok tedavinin bütünselliği ve ustaca uygulanması noktalarına dikkat etmeleri daha önemlidir.

Anal fistül tedavisinde gerçekleştirilen uygulamalar:

  • Anal fistüllerin doğru tanısı, sınıflandırılması ve olası ek patolojilerin teşhis ve tedavilerinin planlanması
  • Pelvic phase MR, anal ultrason gibi sofistike tekniklerle fistülün haritalandırmasının tam ve doğru yapılması
  • Özellikle tekrar eden vakalarda anal kaslardaki olası zedelenmelerin ve derecesinin belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması
  • Tanımlama ve tiplendirmenin tam yapılması sonrası fistülotomi, seton uygulaması, flap cerrahisi gibi güncel yöntemlerden uygun olanının belirlenmesi ve uygulanması

Gaz-Gaita Kaçırma (Anal İnkontinans) Tedavisi

Gaz-gaita kaçırma, kişinin gaz ve gaitayı tutup erteleyebilmesinde sorun olmasıdır. Son derece rahatsızlık verici bir durumdur. Kişiyi ciddi psikolojik sorunlara ve sosyal hayattan kaçışa zorlayabilmektedir. İleri vakalarda deri problemleri, enfeksiyonlar, depresyon, işgücü kaybı gibi ciddi sosyoekonomik sorunlara yol açabilmektedir. Genellikle doğum travması ya da fissür veya fistül cerrahisine bağlı olur. Bunlar dışında bazı nörolojik hastalıklar, ileri yaş, şeker hastalığı, enflamatuar bağırsak hastalığı gibi hastalıklarda da anal inkontinans gelişebilmektedir.

Gaz-gaita kaçırma derecesi belirlendikten sonra sorunun nerede ve ne sebeple gelişmiş  olduğu irdelenir. Sorunun ne olduğu ve şiddeti anal ultrason yani kasların gözlenmesi, anal manometri yani basınçların irdelenmesi ve sinir iletiminin ölçülmesi ile tam olarak tespit edilir. Uzman merkezler tarafından bu irdelemelerin doğru ve eksiksiz yapılması, başarılı tedavinin ilk koşuludur.

Dış kas tabakasında geçirilmiş ameliyatlar ya da doğum travmasına bağlı bir kesilme veya yırtılma varsa, bu kasın onarılması gerekir. Bu işlem “sfinkter onarımı” ya da “sfinkteroplasti” olarak adlandırılmaktadır. Bunlar teknik olarak özellikli ameliyatlardır. 

Son yıllarda bazı teknolojik gelişmeler tedavi başarısını artırmaktadır. Bunlardan bir tanesi EMG-biofeedback yöntemidir. Özel bir yazılım sayesinde bilgisayar aracılığıyla mükemmele yakın bir biofeedback prosedürü oluşturulmuştur. Gerektiğinde hastaya verilerek uzun süre evde kullanımı da mümkün olmaktadır. Bir ikincisi Gatekeeper™ gibi bir tür dolgu maddesi injeksiyonudur. Bu yöntem de ayaktan uygulanmaktadır ve mükemmel bir doku uyumuyla anal kanal içinde şişerek özellikle gaz kaçırma sorununu çözmeye yöneliktir.

Bir başka başarılı uygulama ise “Posterior Tibial Sinir Stimulayonu (PTNS)” yöntemidir. Bacak üzerinden tibial sinire ayarlanmış frekanslar vererek pelvik sinir iletiminin güçlendirilmesi sağlanır. Bunların tümü hasta için ağrısız/zararsız yöntemlerdir.  

Bağırsak Fıtığı Tedavisi

Rektosel yani bağırsak fıtıklaşması, bağırsağın son kısmıyla vajen arasındaki tabakanın yırtılması veya gevşemesi sonucu bağırsağın ıkınmayla vajene doğru fıtıklaşmasıdır. Anatomik yapı nedeniyle neredeyse her zaman kadınlarda görülmektedir. İleri yaşta kadınlarda kabızlığın en önde gelen sebeplerinden biridir.

Genellikle doğum travmasına bağlı gelişmektedir. Çok sayıda doğum ya da zor olduğunda tek bir normal doğum dahi bu fıtıklaşmayı başlatabilmektedir. Genç yaşlarda dokuların sıkılığı sayesinde sorun fazla hissedilmez. Yaşın ilerlemesiyle menopoz sonrası bu tabaka giderek ayrışır ve zayıflar. Ikınma sırasında bağırsak vajene fıtıklaşır ve çıkış obstrüksiyonu denilen bir tablo oluşur. 

Hasta tam boşalamaz, gaita biraz sertleştiğinde çıkaramaz, parmakla sağdan-soldan iterek boşaltmaya çalışır, vajene doğru bir balonlaşma hisseder ve inatçı bir kabızlık kliniği gelişir ve bazen bele vuran ağrılar ortaya çıkar. 

Zor dışkılama nedeniyle bu hastalarda inatçı hemoroid ve fissürler/çatlaklar tabloya eklenir. Bu durum ağrı ve kanama yaratabilir. Bunun yanı sıra pelvik sarkma denilen bu sendromda bağırsak dışında mesanenin sarkması, enterosel gibi başka organların da sarkmaları olabilir. Böyle durumlarda tedavinin bütünsel olarak planlanması gerekmektedir. Çok özellikli bir hastalık grubudur. Bu alanda uzmanlaşmış ekipler tarafından değerlendirilmesi ve tedavisi gerekir.

Rektosel tanısı sanılanın aksine rektoskopi/kolonoskopi ile konulmaz. Pelvik taban alanında uzman bir hekimin proktolojik ve jinekolojik muayeneyi birlikte ve tam yapmasıyla ancak doğru tanı konulabilir.  Muayene sırasında hastanın ıkınması gerekmektedir. Son derece özenli ve dikkatli yapılması gereken bir muayenedir. Bu değerlendirmenin özelliği ve iyi bilinmemesi nedeniyle pek çok kabızlık ve hemoroid vakası senelerce eksik tedavi edilmektedir. 

Rektosel aslında kadınlardaki göbek fıtığı ve erkeklerdeki kasık fıtığı gibi bir fıtıklaşmadır. Sorun yaratır düzeye geldiğinde cerrahi olarak onarılması gerekmektedir. Bu işlem, cerrahi tarihinde kadın hastalıkları uzmanları tarafından daha çok levatorplasti yani fıtıklaşmanın biraz üzerinin dikişlerle kapatılması tarzında yapılmıştır. Bu yaklaşımın ağrı, nüks ve cinsel ilişki sırasında ağrı yaratması gibi bazı yan etkileri bulunmaktadır. Kolorektalcerrahide ise daha çok transanal yani anüs içinden onarılmaya çalışılmaktadır. Anal ya da vajinal yolun tercih edilmediği ve dikiş kullanılmayan transperineal yaklaşımın bir modifikasyonu olan “transperineal PGA-mesh onarım”, ekibimizin yarattığı ve çağdaş literatürde en rafine yaklaşım olarak kabul edilen bir cerrahi yöntemdir.

Kıl Dönmesi (Pilonidal Hastalık) Tedavisi

Kıl dönmesi ya da daha doğru terminolojiyle pilonidal hastalık, çoğunlukla kuyruk sokumunda kılların mikrotravması ile başlayan, inatçı sinus ve fistüllerle/oyuklarla seyreden, apseleşmeler ve akıntıyla devam eden kronik iltihabi bir hastalıktır. Kıl dönmeleri aslında fark edilmeden her gün vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkan bir şeydir; ancak bazı koşullarda kuyruk sokumunda problem yaratabilmektedir. Genç yaş, derinin bu yaşlarda nemli yapısı, aşırı kıllanma, tıknaz erkeklerde derin sakral oluk gibi pek çok unsur bir araya gelince ancak sorun olur. Bu nedenle genç erkeklerde sık rastlanmaktadır. İçi veya ağzı epitelize olan/deriyle örtülen sinüsler oyuklar apseleşirler ve zamanla dallanıp budaklanırlar. Apseleşmeler ve kötü kokulu akıntı ile seyreden kronik bir hastalık ortaya çıkar. 

En önemli sorunlar da ne yazık ki cerrahi tedaviye bağlı gelişebilmektedir. Uygunsuz ameliyatlar, inatçı tekrarlar ve iyileşmeyen yaralarla basit bir hastalığı bir kabusa çevirebilmektedir. Tedavide lokal bakım/banyolar, epilasyon, kristalize fenol uygulaması gibi ameliyat dışı yöntemleri iyi bilmek ve uygulamak gerekir. Ameliyatın kaçınılmaz olduğu çok yaygın vakalarda ise cerrahi bazı ilkelerin çok iyi bilinip uygulanması şarttır. 

Çok yeni, küçük, orta hatta 1-2 sinusle karakterli kısıtlı vakalarda sadece epilasyon ve lokal bakımla ve banyolarla bir kısım vaka gerileyebilmektedir. Biraz daha yaygın/derin olduğunda kılların temizlenmesi, sinüslerin lokal anesteziyle çıkarılması ya da kristalize fenol uygulaması düşünülebilir. Bu işlemler ayaktan, kısa, ağrısızdır. Bu alanda deneyimli hekimler tarafından uygulanmaları gerekmektedir.

Kıl dönmesinde kristalize fenol uygulaması, doğru indikasyon ve doğru teknikle yapıldığında en geçerli tedavi yöntemlerinden biridir. İşlem ameliyathanede değil proktoloji ünitesinde yapılır. Birkaç cc lokal anestetik yardımıyla ve steril koşullarda sinüslerin temizlenmesi, kıllardan arındırılması ve içlerinin iri tuz kristallerine benzeyen kristalize fenolle doldurulması aşamaları gerçekleştirilir. Ağrısız bir işlemdir. Hasta evine gönderilir ve hemen sabahına banyo yapması önerilir.

Ancak bazı vakalar özellikle de nüks vakalar, kristalize fenol uygulaması gibi ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilemeyecek kadar yayılmış olabilir. Bu durumda hastalıklı dokunun çıkarılması zorunlu olabilmektedir. Gerginlik nedeniyle de ameliyat sonrası çok uzun süre hareket kısıtlılığı oluşmaktadır. Yara açık bırakıldığında da aylar süren pansumanlar gerektirebilmektedir. 

Ameliyat kaçınılmazsa bunun yandan doku kaydırarak yeni flep yöntemiyle yapılması daha güvenlidir. Bu ameliyatlar özellikli ameliyatlardır; ustaca uygulanmaları ve izah edilmeleri gerekir. 

Tüm tedaviler sonrası ayda ya da iki ayda bir kıl dökücü kremlerle bu bölgenin epilasyonu, her gün duş alınması, tercihen zeytinyağlı doğal sabunlarla kuyruk sokumunun da sabunlanması, bol suyla iyice durulanması ve iyice kurulanması gibi koruyucu kurallara uyulması başarı açısından önemlidir. 

Anal Kaşıntı ve Tedavisi

Anal kaşıntı (anal pruritus) anal bölgede son derece inatçı ve can sıkıcı olabilen ve genellikle kronik bir rahatsızlıktır. Kıl kurdu gibi parazitler ya da psoriasis gibi bazı deri hastalıklarına bağlı geliştiğinde çözümü kolaydır, çünkü bu sorunlar halledildiğinde kaşıntı da ortadan kalkar. Bazen de hemoroid, anal fissür, Crohn hastalığı gibi sorunlara ek olarak gelişebilir ve temelde bu hastalıkların tedavi edilmesi gerekir. Ancak, anal kaşıntıların çoğunda altta yatan bu tarz nedenler yoktur ve sebebi olmayan kaşıntılar olarak adlandırılmaktadır. Kaşıntı nedeniyle kızarık, bazen sulanan, bazen kabuklanan, rengini yitirmiş, kalınlaşmış bir deri yapısı oluşur. Zamanla mantar enfeksiyonu da tabloya eklenir. Hastalığın şiddeti de bu deri lezyonlarına göre evrelendirilmektedir. 

Tedavide öncellikle paraziter hastalıklar  gibi altta yatabilecek unsurlar aranmalıdır. Bazı vakalarda gaita tetkiki, kan testleri ve nadiren kolonoskopik değerlendirme gerekebilir. Bunlar yoksa çok yönlü bir tedavi stratejisini uygulamak gerekmektedir.  Özel diyet, banyolar, bazı pomadlar, gerekirse arada mantar tedavisi, metilen mavisi enjeksiyonu gibi uygulamalar yapılmalıdır. Steroidli, kortizonlu kremler çok kısa süreli olarak kullanılmalıdır. Çinko-oksidli pomadlardan yararlanılabilmektedir.

Kaşıntıyı önlemek için öncelikle kişinin amacını aşar tarzda temizlik uygulaması huyundan vazgeçirilmesi önemlidir. Anal bölgenin sabunlanmasının, antibakteriyel sabun ve losyonlar kullanılmasının, hatta ıslak mendil kullanılmasının engellenmesi gerekir. İnatçı vakalarda iç çamaşırlarının deterjanla yıkanmamasını dahi bir süre önerilmektedir. Acı, turşu, baharatlı besinler, alkollü içeceklerden tedavi döneminde uzaklaşılması gerekir. Evde sabahları düzenli tuvalete çıkış sonrası duşa girerek bu bölgeye bol ılık su uygulanması tavsiye edilir.

Anal kaşıntıda özellikle inatçı vakalarda en umut verici uygulama “metilen mavisi injeksiyonu”dur. % 1 konsantrasyonda metilen mavisinin antibakteriyel, antiinflamatuar etkisiyle ve sinir uçlarını tepkisiz hale getirerek anal kaşıntıyı tedavi edebildiği gösterilmiştir. Bu uygulama iki açıdan dikkat gerektirir. Birincisi çözelti uygun konsantrasyonda ve steril hazırlanmalıdır. Bunun için eczacılık veya farmakoloji bölümlerinden yardım alınır.  İkincisi de ilacın tam deri-derialtı bileşkesine verilmesi gerekir; aksi takdirde komplikasyonlar gelişir. Büyük ölçüde ağrısız bir işlemdir. Vakaların %25’inde tekrarlanması gerekebilir. Bazen uyuşukluk dışında beklenen bir yan etkisi yoktur. Tedavi sürecinde hastanın diyet ve lokal bakım ilkeleri konusunda ayrıntılı bilgilendirilmesi ve bu ilkelere uyulması da tedavi başarısını artırmaktadır.

Kolorektal Kanserler ve Tedavileri

Kolorektal kanserler, ABD, Avrupa ve diğer Batılı ülkelerde, kanserle ilişkili hastalık ve hayat kayıplarınınen önemli sebeplerinden biridir. ABD’de, hem erkeklerde prostat ve akciğer kanserinden sonra hem de kadınlarda meme ve akciğer kanserinden sonra yeni gelişen ve ölüme yol açan kanserler arasında 3. sırada yer almaktadır. Ülkemizde kolon ve rektum kanseri kadınlarda yüz binde 12.5, erkeklerde yüz binde 18.2 olarak ortaya çıkmaktadır. 

Kolorektal kanser gelişiminde rol oynadığı düşünülen çok sayıda risk faktörleri; 50 yaş üzerinde olmak, yağdan zengin posadan zayıf beslenme alışkanlığı, kolorektal adenom-karsinom varlığı, genetik, kronik sigara ve alkol kullanımı ve çeşitli nedenlerden dolayı pelvik radyasyona maruz kalmak olarak sıralanabilir. Kolorektal kanser gelişiminde etkili olduğu düşünülen risk faktörlerinin doğru olarak belirlenmesi, tarama ve takip programlarının başarıyla uygulanabilmesi için önem taşımaktadır.

Kolorektal kanserlerde şikayetler kanserin geliştiği ve yerleştiği yere göre değişiklik göstermekle birlikte sıklıkla; karın ağrısı, hazımsızlık, dispeptik şikayetler, halsizlik, bağırsak alışkanlığında değişiklik; kabızlık veya ishal,  dışkı çapında incelme, tam boşalamama hissi, rektal kanama,  karında ele gelen sertlik/kitle, rektal ele gelen kitle gibi semptom ve bulgularlardır.

Kolorektal kanserlerde tanı ve tarama amacıyla çeşitli serolojik testler, endoskopi/biyopsi, radyolojik incelemeler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, sanal kolonoskopi, dışkı testleri kullanılmaktadır.

Günümüzde tüm kanserlerde olduğu gibi kolorektal kanserlerde de erken teşhis ve tedavi oldukça önem taşımaktadır. Kanser taramaları, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin kanser gelişimi açısından test edilmesini ifade etmektedir ve hastalıkları erken evrede yakalamak, böylece ileri evredeki hastaların görülme sıklığını azaltmak ve bu yolla hayati kayıp oranlarını düşürmek amacına yöneliktir. Tarama programlarında hastalar risklerine göre kategorilere ayrılmakta ve tarama yöntemlerinin tipi ve kullanım sıklığı da risk kategorilerine bağlı olarak belirlenmektedir. Kolorektal kanser tarama teknikleri arasında başlıca; gaitada gizli kan tayini, fleksibl sigmoidoskopi, kolonoskopi ve kolon grafileri yer almaktadır.

Kolorektal kanserlerde ana tedavi yöntemi cerrahidir. Cerrahi öncesi ve sonrası uygulanan kemoterapi ve radyoterapi kanserin yerleştiği yere göre değişmekte ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Cerrahi tedavi seçenekleri arasında açık cerrahi dışında günümüzde uygulanan ve açık cerrahi ile aynı sonuçların elde edildiği ancak açık cerrahiye göre birçok avantajı olan laparoskopik yani kapalı cerrahi teknik birçok alanda olduğu gibi kolorektal cerrahi alanında da önem kazanmaktadır.

Anal/Perianal Siğiller ve Tedavisi

Anal ve perianal siğiller, HPV virüsü tarafından oluşturulan, kendi kendine üreyebilen, başka bireylere bulaşabilen bir hastalıktır. Bulaşması için her zaman cinsel ilişki şart değildir. Anneden yeni doğana geçiş ve immunosüprese hastalarda görülmesi mümkündür. 

Günümüzde 100’den fazla HPV tipi tanımlanmış olup bunlardan yaklaşık 40 kadarı anogenital sistemi enfekte etme potansiyeline sahiptir.  HPV 16 ve 18’in tüm dünyada en sık enfeksiyon ve serviks kanseri nedeni olduğu bilinmektedir. Anogenital bölge lezyonlarının %90’ından fazlasında etken HPV 6 ve 11’dir.

Hastaların hemen tamamında; perianal bölge, pubis, vulva, vajina, penis ve skrotumda ele gelen değişik büyüklükte kitleler mevcuttur. Bu hastaların %80-90’ında anal kanalda da lezyonlar bulunmaktadır. Bu nedenle doğru tanı için rektosigmoidoskopi yapılması önem taşır.

Anogenital siğiller kanserlere oranla yaşamı tehdit edici değilse de her iki cinste hastanın kendisinde, vücudun başka bölgelerine bulaştırma anneden yeni doğana geçebilme ve intraanal neoplazi gelişebilme olasılığı nedeniyle negatif psikolojik etki yaratır. Kondiloma tedavisinde başarılı sonuçlar elde etmek için hasta hekim arasında yakın işbirliği ve tekrarlayan muayene gerekir.

HPV aşısı günümüzde HPV ile ilişkili hastalıkların kontrol altına alınmasında en etkili yöntem olarak öne çıkmaktadır. 

Anal/perianal kondilom tedavisinde gerçekleştirilen uygulamalar:

  • Uygun proktolojik ve endoskopik muayeneler ile hastalığın ve yaygınlığının tam saptanması
  • Lokal cerrahi, lazer, ultrasonik dissektör gibi gelişmiş teknolojilerle daha güvenilir tedavi seçenekleri
  • Lokal tedaviyle birlikte uygun bağışıklık tedavilerinin belirlenip uygulanması

Bölüm Doktorları

Memorial Ankara Hastanesi

CANLI DESTEK