Obezite Cerrahisinde Kişiye Özel Yöntem Seçimi Hayati Önem Taşıyor

Obezite Cerrahisinde Kişiye Özel Yöntem Seçimi Hayati Önem Taşıyor

Obezite hastalığını yenmek için uzun süre uygulanan bilinçsiz diyetler, yarım bırakılan egzersizler fazla kiloların katlanarak geri dönmesine yol açıyor. Obezite cerrahisi ise kalıcı kilo verilmesini sağlayarak kişinin sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesine önemli katkıda bulunuyor. Ancak bu noktada doğru yöntem seçimi büyük önem taşıyor. Örneğin ileride bebek sahibi olmak isteyen kadınlara mini gastrik bypass yöntemi uygulanmaması gerekirken, duodenal switch aşırı kilolu diyabeti olan hastalara önerilmiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Obezite Tanı ve Tedavi Merkezi’nden Doç. Dr. Murat Çağ, obezite cerrahisinde yöntemin kişiye özel olarak belirlenmesi gerektiğinin altını çizerek konu ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Obezite, günümüzde kronik bir hastalık halini almış durumdadır ve görülme sıklığı hem dünyada hem de Türkiye’de her geçen gün artmaktadır. Obezite genel anlamda fazla gıda alımı ve alınan gıdanın harcanması konusundaki dengesizlik, sedanter bir yaşam, fiziksel aktivite yoksunluğu ve sağlıksız bir beslenmeyle meydana gelmektedir. Ayrıca obezitenin kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve kanser gibi pek çok hastalıkla yakın ilişkisi vardır.

‘Su içsem yarıyor’ cümlesi bir efsane değil

İnsan hayatının devamı, enerji devamlılığına bağlıdır. Yani bir arabaya nasıl yakıt alınıyorsa, vücuda da o şekilde besin alınması gerekir. Ancak burada bir fark vardır. Mide yemek yendiği sürece kas gibi büyür, boşalınca da küçülür. Fakat bu noktada beslenme yanlışlıkları, fiziksel aktivite azlığı gibi nedenlerle mide küçülemez hale gelir. Yüzeyi de büyüyen mideye bağlı hormonların aktivitesi artar, bu da daha fazla yemek ihtiyacını beraberinde getirir. Bir süre sonra az yemek yenilse bile yenilen depolanır ve “Az yiyoruz ama şişmanlıyoruz”, “Su içsem yarıyor” cümleleri kurulmaya başlanır. Ve böylece kişi yaptığı diyetlerin kendisine kilo ya da hastalık olarak dönmesinden şikayet ederek cerrahi yöntemleri denemek ister.

Obezite cerrahisinde hazırlık dönemi

Obezite cerrahisi öncesinde hasta mutlaka bir hazırlık dönemi geçirmelidir. Hazırlık döneminde multisipliner bir değerlendirme şarttır. Bir dahiliye, gastroenteroloji, endokrinoloji uzmanının hastayı değerlendirmesi gerekmektedir. Örneğin midede fıtık var mı, yok mu, hastanın cinsiyeti, obeziteye eşlik eden hastalıklar belirlenmeli ona göre cerrahi yöntemi seçilmelidir. Örneğin Vücut Kitle İndeksi yüksek, kalp hastalığı olan kişilerde tüp mide ameliyatı seçilip hastaların hızlıca ayağa kaldırılması hedeflenir. Eğer istenirse ikinci ameliyat yapılır. Bunun yanında hastanın daha önce bu tür bir cerrahi geçirip geçirmediğine bakılmalı; ona göre yöntem belirlenmelidir.

Daha önce tüp mide ameliyatı olanlarda durum farklı

Eğer hasta daha önce tüp mide ameliyatı olmuş ve kilo almışsa bu başarısızlığın sebebini iyi araştırmak gerekir. Teknik ya da hasta kaynaklı sebepler varsa, hastaya ikinci kez tüp mide ameliyatı yapılması normal bir hastadan daha riskli olabilir. Her vaka tek tek düşünülüp, yeni ameliyatın nasıl uygulanacağı, hangi cerrahinin seçileceği multidisipliner biçimde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonucu hastayla paylaşılmalı, hasta doğru biçimde bilgilendirilmeli sonrasında cerrahi sürecine hastayla birlikte karar verilmelidir.

Ameliyat için hızlıca kilo almak ölüme götürebilir

Vücut Kitle İndeksi 35’in üzerinde olan bir hasta ne kadar diyet uygularsa uygulasın verdiği kiloyu geri alır. Hiçbir diyet sonsuza kadar başarılı değildir. Ancak cerrahi yöntemlerin de başarılı olması için doğru hastada doğru yöntemin uygulanması ve hastanın kontrol sürecine uyması gerekir. Bunun yanında ameliyat için hızlıca kilo aldırılan hastaların vücutlarında komplikasyonların oluşabildiği, ameliyat olmak için kısa sürede kilo almış birinin vücudunda proteinlerin azaldığı ve bunun da iyileşmeyi uzattığı asla unutulmamalıdır. Ameliyat olmak için belirli Vücut Kitle İndeksi’ne çok kısa sürede ulaşan kişilerin operasyonlarının başarısız sonuçlandığı ve ölüme kadar gidilebildiği atlanmamalıdır.

Mide kelepçesi artık tarih oldu

Mide kelepçesi ve midebandı olarak tanımlanan uygulamada yemek borusunun hemen altındaki midenin üst bölümüne kelepçe şeklinde silikon bir bant takılmakta ve mide iki kısma ayrılmaktadır. Yenilen yemekler üst kısımda toplanmakta ve alt kısma geçmemektedir. Ancak bu yöntem artık rağbet görmemektedir. Çünkü burada hormonal aktivite göz ardı edilmektedir. Hormonlar beyne yiyebilmeleri için sinyal gönderirken, kelepçe takılan mide buna izin vermemektedir ve açlık sürmektedir. Kişi aç olduğu için de yemek yemeye devam etmektedir bu da istifra durumlarına neden olmaktadır. Bir de kelepçe yönteminde bakım oldukça zahmetlidir. Kelepçenin en önemli özelliği içyapısındaki hazneye sıvı verilerek şişirilebilme etkisinin olmasıdır. 15 günde bir bu hazneden sıvı alıp, bu hazneye sıvı vermek gerekir. Hasta bunun için doktora gitmediğinde iltihaplanma gibi komplikasyonlar yaşamaktadır. Bir de mide kelepçesi hamile kalmak isteyenler için uygun değildir. Hamilelikte rahimin büyümesiyle birlikte kelepçenin yukarı ya da mide çeperinin içine kayması durumu olabilir. Ayrıca kelepçe çıkarıldığında yine kilo alınabilir. Yani mide kelepçesi uzun vadeli başarı getirmemektedir.

Obezite cerrahisi yöntemleri hastaya göre değişiyor

Obezite cerrahisinde yöntemler cinsiyet, kilo, hastalık, yaş, kadınlarda ileride hamile kalınıp kalınmayacağına göre değişiklik göstermektedir. Obezite tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler şöyle sıralanabilir 

  • Tüp mide: Anatomik olarak mide soru işaretine benzeyen bir yapıdır. Tüp mide ameliyatı ile midenin soru işaretinin üst kısmı çıkarılır, mide ünlem işaretine benzer bir hal alır. Bu şekilde mide 100-150 ml arasındaki hacme sahip bir hale gelir. Ayrıca tüp mide ameliyatıyla çıkarılan kısımda leptin ve ghrelin hormonları vardır. Bu hormonların bulunduğu yer alındığında iştah azalır, kilo kaybı kolay hale gelir. Tüp mide yönteminin başarısı kalıcıdır ancak doğru kişilerde uygulanmalıdır. Ameliyat öncesinde ve sonrasında hastalar diyetisyen tarafından görülmelidir. Diyetisyenin buradaki görevi hastalara yiyeceklerini reçete etmesidir. Operasyon sonrasında 24-48 saat arasında hastaya pasaj grafisi uygulanmalıdır. Bu ameliyat sonrasında komplikasyon olup olmadığını ortaya koyan radyolojik bir tetkiktir. Bu ameliyatlarda risk 48 saat içinde bir komplikasyon gelişmesidir. Eğer bir sorun yoksa hastaya 15 gün boyunca sıvı besinler verilir. 15 gün sonrasında diyetisyenin verdiği yemeklerin, verilen miktara uyarak kıyma makinesinden geçirerek tüketilmesi gerekir. Bir ay sonunda yine diyetisyenin verdiği miktarlardaki yiyeceklerin iyi çiğnenerek yenmesi gerekir. Tüp mide operasyonu ve sonrası bir takip işidir. Hastalar birinci, ikinci, dördüncü hafta, 3, 6, 9, 12, 18 ve 24 ay kontrollerini aksatmamalıdır.
  • Mide bypass cerrahisi: Bu yöntemde düşünüldüğü gibi mide bypass edilmez, ince bağırsaklar bypass edilir. Mide bypass cerrahisi de laparoskopik olarak gerçekleşir. Tüp mide kadar fazla uygulanan bir yöntemdir. Bu ameliyat ile mide hacmi küçültülürken, vücuda alınan gıdaların emilimini de etkileyerek vücuda faydalı olmadan atılmasını sağlamaktadır. Bu ameliyatın en önemli dezavantajı, alınan gıdalarda meydana gelen emilim bozukluklarından dolayı ilerleyen günlerde bir takım vitamin eksikliklerinin oluşabilmesidir. Tüp mide ameliyatlarından sonra direkt olarak spor yapılması önerilirken, bu ameliyatlarda spor yapılmasa da zayıflanabilir. Ancak tüp mideye oranla mide bypass cerrahisinde hastanede kalım süreci daha uzundur. Tüp midede hastalar 2-4 gün içinde, mide bypass cerrahisinde 4-6 gün içinde taburcu edilir. Her iki yöntemde de hastalara ameliyat sonrası ilk 48 saatin riski olduğunu anlatmak ve hastaların ameliyat sonrasında uyandığı andan itibaren ayağa kalkmaları gerektiği konusunda bilgi vermek gerekir.
  • Mini gastrik bypass: Bu yöntemde uzun bir mide tüpü oluşturulduktan, ince bağırsak parçası mide birleştirilir. Ameliyat süresi daha kısa ve maliyeti daha az olmasına karşın, tip 2 diyabeti geçirme ve zayıflama etkisi başarılıdır. Ayrıca bu yöntemde hastaların bağırsak hareketleri eski haline hızlıca dönmektedir. Yöntemle yenilen gıdaların miktarı azalırken, bir kısmı emilmeden dışarı atılır. Bu da tüm obezite ameliyatları gibi diyet, egzersiz ile kilo vermeyenlerde uygulanır. Roux-en-Y Gastrik Bypass olarak da bilinen bu yöntem diyabet üzerinde çok etkilidir ancak bu ameliyat hamile kalmak isteyen hastalarda uygulanmamaktadır. Çünkü bu yöntemde karın içi anatomi değiştirilmektedir. Bu yöntemde yağlarla birlikte B9, B12 gibi vitaminler de kaybolmaktadır. Ayrıca hamilelikle birlikte büyüyen rahim, ameliyatta atılan dikiş geçişleriyle ilgili sorunlar çıkarırken komplikasyon sebebi olabilir.
  • Duodenal Switch:Bu yöntem de gastrik bypass gibi, hem kısıtlayıcı, hem de emilimi azaltıcı etkileri olan ameliyatlardandır. Duodenal Switch de çok yüksek Vücut Kitle İndeksine sahip diyabetik hastalara önerilmektedir. Bu ameliyat ile çok büyük bir kitle kaybına ulaşılmaktadır. Yöntem uygulanan hastaların daha uzun süreler hastanede kalmaları gerekmektedir. Bu ameliyat sonrasında çok fazla ishal görülebilmektedir. Bu nedenle hastalara öncelikle kilo verip vermek istemedikleri sorulduktan sonra bu yan etkilerin de anlatılması gerekmektedir. Bu operasyon yaklaşık 2- 2,5 saat arasında sürmekle birlikte hastaların 1-2 gün arasında yoğun bakımda kalması beklenmektedir. Kontrol için pasaj grafisi yapılan hastaları ameliyat sonrasında cerrahi ekibinin yanında endokrinolog ve diyetisyenin takip etmesi gerekir.
Güncellenme Tarihi: 26 Kasım 2018Yayınlanma Tarihi: 26 Kasım 2018

Benzer Sağlık Rehberleri