Obezite nedir? Belirtileri nelerdir?

Obezite nedir? Belirtileri nelerdir?

Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanıyor. Diyabetten, kalp hastalıklarına, infertiliteden kansere pek çok olumsuz sağlık sorununa davetiye çıkaran obezite, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Obeziteye, aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam, genetik geçiş, hormonal etmenler sebep olurken; tüm bunların çözümü deneyim ve bilgi gerektirir.

Obezite nedir?

Obezite vücudun yağ kitlesinin yağsız kitleye oranının aşırı artması olarak anlatılabilmektedir. Obezite tanımı, bir başka deyişle obezite, kişilerin boylarına göre kilolarının fazla olmasıdır. Obezite, dünyada ve ülkemizde hızlı bir biçimde ilerlemektedir. Obezite oranları her geçen gün artmaktadır. Obezite, ortalama yaşam ömrü uzadıkça hayat kalitesini düşüren, insanların üretim kapasitelerini azaltan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

Obezite belirtileri nelerdir?

Obezitenin ilk belirtisi vücuttaki yağlanma oranının artmasıdır. Hastalarda obezitenin var olup olmadığını anlamak için Vücut Kitle İndeksi yani Beden Kitle İndeksi (BKİ) yardımcı olmaktadır. Obezite hesaplama yöntemi olarak da bilinen Beden Kitle İndeksi hesaplaması, kilogram olarak vücut ağırlığının m2 olarak boya bölünmesiyle yapılabilmektedir.

Örneğin 75 kilogram ağırlıkta, 1.70 mt. boyundaki bir kişinin obezite hesaplaması şöyle olabilmektedir:

75 kilogram /1.70 boy*1.70
2,89=25,95    (toplu-fazla kilolu)

Aynı şekilde 90 kilo ağırlıkta 1.70 mt. boyundaki bir kişinin obezite hesaplaması şöyle olmaktadır:

90 kilogram / 1.70*1.70
2,89= 31,14 (Obezite- Diyabet ve diğer hastalıkları artmış grupta)

Buna göre BKİ 6 sınıfta tanımlanmıştır. Siz de kendi boy ve kilonuza göre Beden Kitle İndeks oranınızı aşağıdaki verilere göre öğrenebilirsiniz:

- Zayıf

<18,5

- Normal

18,5-24,9

- Toplu (fazla kilolu)

25-29,9 (hafif artmış diyabet ve kalp hastalığı riski)

- Obez 1 (Obezite)

30-34,9 (diyabet ve diğer hastalık riskleri giderek artar)

- Obez 2 (Morbid obezite)

35-39,9

- Obez 3 (Süper morbid obezite)

>40 (ölümcül hastalıklar açısından risk)


Yani Beden Kitle İndeksi’nin 30’un üzerinde olması obezite olarak adlandırılmaktadır. 40’ın üzerinde olması morbid obezite ve 50’nin üzerinde olması ise süper morbid obezite olarak adlandırılmaktadır. Obezite hastalarında ayrıca horlama, aşırı terleme, uyku apnesi, eklemlerde, sırtta ağrı, ciltte tahrişe bağlı enfeksiyon, en ufak harekette bile yorularak nefessiz kalma gibi belirtiler de görülebilmektedir.

Obezite neden olur?

Obezitenin birçok nedeni bulunuyor. Ancak bu hastalığın oluşmasındaki en büyük etken hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme. Obeziteye neden olan tüm sebepleri şöyle sıralamak mümkün:

  1. Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları
  2. Fiziksel aktivite yetersizliği
  3. Yaş, cinsiyet eğitim düzeyi, sosyo-kültürel etmenler, gelir durumu
  4. Hormonal ve metabolik etmenler
  5. Genetik, psikolojik etmenler
  6. Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama
  7. Sigara ve alkol kullanma alışkanlığı
  8. Kullanılan bazı ilaçlar (antidepresanlar vb.)
  9. Doğum sayısı ve sık doğum aralığı
  10. Anne sütünün yetersiz alınması

Obezite teşhisi nasıl konulur?

Obezite teşhisi en pratik olarak Beden Kitle İndeksi’nin hesaplaması sonucuna göre konulmaktadır. Hastanın öyküsü, yaşadığı problemler hekim tarafından dinlenmektedir. Beden Kitle İndeksi’nin yanında bel çevresinin ölçümü önemlidir. Çünkü bu rakam obeziteye bağlı oluşabilecek hastalık riskini değerlendirmede yardımcı olmaktadır.


Obeziteye bağlı oluşabilecek hastalıklar şöyle sıralanabilir:

  • Tip 2 diyabet
  • Yüksek tansiyon
  • Kan yağları ve kolesterol yüksekliği
  • Karaciğer yağlanması
  • Damar sertliği gibi kalp damar hastalıkları
  • Eklem bozuklukları
  • Uyku apnesi
  • Kadınlarda yumurtalık kistleri ve buna bağlı adet düzensizlikleri
  • Aşırı tüylenme
  • Erkek çocuklarda gömük penis ve hormonal bozukluklar
  • Depresyon
  • Bazı kanserler

Obezite tedavisi nasıl olur?

Obezite aslında basit bir denkleme dayanmaktadır. Eğer bedenin harcadığı enerji ihtiyacından daha fazla enerji içeri alınıyorsa, bu depolanır. Altta yatan genetik/metabolik bir hastalık olmadığı sürece ya gereğinden fazla gıda alımı, ya enerji tüketim azlığı ya da her ikisinin birlikteliği söz konusu olmakta. Burada ilk tedavi seçeneği olarak karşımıza tıbbi beslenme çıkmaktadır. Bu noktada kalorinin hangi kaynaklardan, ne sıklıkla alınacağı kişiye özel’ belirlenmelidir. Diyetlerde hedef, bire bir yazılan listelere uymak değil, kişinin kendisinin esnetebileceği, yer değişiklikleri yapabileceği, sürdürebileceği ve en önemlisi yaşam tarzı haline getirebileceği eğitimi almasını sağlamaktır. Beslenmenin yanında doğru egzesiz de yapılmalıdır. İkinci tedavi seçeneği olarak da medikal yöntemler ön plana çıkmaktadır.

Obezitede hormonların sağlıklı salgılanması büyük önem taşımaktadır. Acıkma, yemek yeme ve doyma sinyallerinin beyne iletilmesi, alınan gıdalardaki şeker, protein ve yağların kullanılması, egzersize veya strese verilen metabolik cevap gibi görevler tamamen hormonların kontrolü altında bulunmaktadır. Hormonlardaki dengenin bozulması obeziteyi getirebilir. Bu durumda altta yatan endokrin sorunun ilaç ya da cerrahiyle düzeltilmesiyle kilo kontrolü sağlanabilir. Ancak normal çalışan bir endokrin sisteme sahip kişilerin bu tür hormon ilaçlarını almasının tehlikeli olabilir. Bu yöntemler endokrin uzmanına gitmeden denenmemelidir. Örneğin insülin, gralin, leptin, tiroid, büyüme gibi hormonların kilo alıp verme konusunda önemli hormonlardır. Bunların yanında ince bağırsakların son bölümünde tokluk hissini uyandıran GLP-1 hormonu bulunmaktadır.  GLP-1 vücuttaki insülin salınımını düzenler, beyindeki açlık-tokluk merkezine sinyal iletir. GLP-1 hormonuna ilişkin medikal tedavilerle çabuk doyma, geç acıkma durumu sağlanabilmektedir. Medikal tedavi hastanın, endokrin uzmanının verdiği dozda günde bir kez kendisine enjeksiyon yapmasını içerir. Kullanımı diyabetlilerin yaptığı insüline benzese de enjeksiyonun içeriği insülin değil. Diyabet tedavisi kapsamında geliştirilmiş olmakla beraber, şeker hastalığı olmayan bireylerde de obezite tedavisinde kullanılabilir. GLP-1 analogları diyet konusunda yardımcı olmakla birlikte, kilo vermeyi zorlaştıran mekanizmaları düzenlemektedir. Ancak bunu yaparken hiçbir ilacın doğrudan yağ yakıcı etkisi olduğunu unutmamak gerekir. Kilo vermek hastanın tedaviye uyumuyla gerçekleşir. Kilo vermek kadar, onu korumak da özen ister. Bir diğer obezite tedavisi ise obezite cerrahisidir. Obezitenin tedavisinde, diyet ve egzersizle daha düşük oranda başarı sağlanırken, cerrahide bu oran oldukça yüksektir. Obezite cerrahisi kişinin sadece estetik görünümünü iyileştirmekle kalmaz yaşam kalitesine de olumlu katkı sağlar. Bu nedenle; kalp ve damar hastalıkları, psikolojik bozukluklar ve uyku apnesi gibi hastalıklara karşı cerrahi ile kalıcı kilo verilmesinin sağlanması çok önemlidir. Obezite cerrahisinde yöntem kişiye özel olarak belirlenmektedir. Hastalar konforlu bir ameliyat sürecinin ardından kısa sürede iş ve sosyal yaşamlarına dönebilme, uygun planlama ile ideal kilolarına kavuşabilmektedir.

Obezite hakkında sık sorulan sorular 

Obezite nelere sebep olur?

Çağın hastalığı olarak kabul edilen obezite, sağlığı bozacak düzeyde vücuttaki yağ miktarının artmasıyla karakterize bir sağlık problemi olarak ortaya çıkar. Obezite, tüm dünyada ve ülkemizde sağlık harcamalarını artıran, bireylerin yaşam konforunu düşüren ve vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Sağlıksız beslenme alışkanlıklarının hareketsiz yaşam tarzı ile birleşmesi sonucunda ortaya çıkan obezite, birçok sağlık sorununun da başlangıç noktasıdır. Uyku apnesi,  astım, polikistik over sendromu, diyabet, hipertansiyon, safra kesesi hastalıkları, gut, karaciğer yağlanması, osteoartrit, düzensiz adet görme, solunum zorluğu, migren ve çeşitli kanser türleri bu sağlık sorunları arasındadır. Ayrıca aşırı kilo alımına bağlı olarak ortaya çıkan estetik yoksunluk nedeniyle psikolojik soruların da tetikleyicisidir.

Obezite tedavisinde önemli noktalar nelerdir?

Yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren obezite, tedavi edilebilen kronik bir hastalıktır. Obezite tedavisinin kişiye özgü olması gerekmektedir. Obezitenin tedavisinde; tıbbi beslenme (diyet) tedavisi, egzersiz tedavisi, davranış değişikliği tedavisi, ilaç tedavisi, cerrahi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Obezite tedavisi hekim, diyetisyen, psikolog, fizyoterapist işbirliği içinde olmalıdır. Ayrıca obezite cerrahi yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir. Memorial Sağlık Grubu Obezite Merkezleri bu konuda hastalara yardımcı olmaktadır.

Obezite nasıl önlenir?

Fazla kilolardan kurtulmak ve kilo kontrolü için mutlaka uzman yardımı alınmalı ve uygun bir tedavi planı belirlenmeli. Fiziksel aktivite düzeyi artırılmalı, günlük yürüyüş ve egzersizler alışkanlık haline getirilmeli. Obezite ile mücadele için diğer yöntemler şöyledir:

  • Raf ömrü uzun, kalorili, hazır gıdalardan uzak durulmalı
  • Doğal olmayan şeker tüketilmemeli ve günlük tuz alınımına dikkat edilmeli
  • Sağlıklı pişirme tekniklerini tercih edilmeli
  • Gün içerisinde vücudun ihtiyacı kadar su içilmeli
  • Yemek yeme alışkanlığını değiştirilmeli ve yemekler yavaş yenilmeli
  • Yağ tüketimi konusunda dikkatli olunmalı, doymuş yağlar mümkün olduğu kadar az alınmalı
  • Besin çeşitliliğine dikkat edilmeli, her besin grubundan dengeli bir şekilde beslenilmeli
  • Sebze ve meyveler mevsiminde yenilmeli
  • Alkol alımından uzak durulmalı,

Obezite kanser yapar mı?

Obezite kanser riskini artırmaktadır ve bunun altında yatan mekanizma şu şekilde açıklanmaktadır: Yağ dokusu yüksek miktarda östrojen üretir. Yüksek östrojen meme, rahim kanserleri ve bazı diğer kanserlerden sorumludur. Obez kişilerin kanlarında genellikle yüksek seviyede insülin ya da insülin direnci bulunmaktadır. Bu durum bazı tümörlerin gelişmesini tetikleyebilir. Yağ hücreleri adipokine adı verilen hormonlar üretir. Bu hormonlar kötü huylu hücre artışını hızlandırabilir. Obez kişilerde sıklıkla, kanser riskini artıran (düşük seviye kronik ya da sub-akut) enfeksiyon mevcuttur. Kansere yol açan diğer muhtemel mekanizmalar değişmiş bağışıklık sistemi yanıtları ve oksidatif stres olarak sıralanabilir. Aşırı kilo ve obezite rahim kanseriyle de ilişkilendirilmektedir. Obez ve aşırı kilolu kadınların, normal kilolu kadınlara kıyasla, menopoz durumlarına bakılmaksızın 2 – 4 kat daha fazla rahim kanserine yakalanma riski bulunmaktadır. Bunun nedeni kesin olarak ortaya konulmamış olsa da, şeker hastalığının, düşük seviyede fiziksel aktiviteyle birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. Yağ hücresi tarafından üretilen yüksek seviyede östrojen de rol oynamaktadır. Aşırı kilo ve obezite menopoz sonrası meme kanseri riskini artırmaktadır. Bu artışın nedeni olarak, obez kadınlarda östrojen seviyelerinin yüksek olması gösterilmektedir. Menopozdan sonra yumurtalıklar hormon üretimini durdurduğunda, yağ hücresi en önemli östrojen kaynağı haline gelir. Obez kadınlarda daha fazla yağ hücresi olduğu için, östrojen seviyeleri daha yüksektir. Bu da östrojene cevap veren meme tümörlerinin hızlı büyümesine yol açmaktadır. Erkekler arasında yüksek beden kitle indeksi kolorektal kanseri riskini artıran bir faktördür.  Bel bölgesi yağlanma (bel çevresinin ölçümüyle belirlenir)  bu anlamda önemli bir veridir. Araştırmalar obez ve aşırı kilolu kişilerde pankreas kanseri görülme sıklığının arttığını göstermektedir. Bunun nedeninin de bel çevresi genişliği faktörü olduğu düşünülmektedir. Aşırı kilolu ve obez kişilerin, sağlıklı kiloda olan kişilere göre, yemek borusu kanserine yakalanma riskleri ise 2 kat daha fazladır. Bunun arkasında yatan neden kesin olarak bilinmese de obez kişilerin reflü ya da barret hastalığı geçmişi olmasının etkisinin olduğu düşünülmektedir. Safra kesesi kanseri riski yüksek beden kitle indeksi ile birlikte artar. Risk artışının nedeni obez kişilerde safra kesesi taşı görülme sıklığının artmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Safra kesesi taşları safrakesesi kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Ardında yatan mekanizmalar tam olarak bilinmese de tiroid kanseri ve böbrek kanserinin de obez kişilerde görülme sıklığı yüksektir.

Obezite ölümcül müdür?

Obezite birçok hastalık ve erken ölüm için güçlü risk faktörüdür. Obezite sorunu ile karşı karşıya olan 25 yaşındaki bir erkeğin yaşam beklentisi %22 oranında azalmakta ve yaşam süresinden 12 yıl eksilmektedir.

Obezite hangi yaşta görülür?

Kadınlarda daha fazla rastlanan obezite, her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Gebelik ve emzirme dönemlerinde süt yapar diye gereksiz gıdaların alınması; her doğumda alınan kiloların bir kısmının kalıcı olması; östrojen hormonunun yağ dokusunu arttırıcı etkisi daha az hareketli yaşantıyla birleşince kadınlar için kilo alımı daha kolay olmaktadır.  Bu nedenle ev işlerinin verdiği yorgunluk, aktif ve hareketli olmakla karıştırılmamalıdır. Günümüzde küçük çocuklarda ve ergenlerde de yanlış beslenme nedeniyle obezitede oldukça büyük bir artış görülmektedir.

Neden kilo alınır?

Kilo almanın nedenleri arasında en önemlisi ailesel yatkınlığın bulunmasıdır. Bunun yanında kilo alma nedenleri: eğitim düzeyi,  yaşam şekli, iş, çalışma şartları, yaş, cinsiyet, yemek yeme hızı, yiyecek seçimleri ve hazır gıda ve fast food yeme alışkanlığı, alkol tüketimi, medeni hal, boşanma, iş değişikliği, sosyokültürel durum, sigara bırakma, psikolojik durum, kadınlarda adet düzeni ve menopoza girme olabilmektedir. Kilolu bireyin, ebeveynlerinin ve kardeşleri ile yakın akrabalarındaki hastalıkların da sorgulanması çok önemlidir. Bu hastalıklar kilo alma nedeni olabildiği gibi kilo alma sonucu diyabet ve kalp hastalıkları gibi önemli ailesel sağlık sorunları da çok genç yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Dedelerinde diyabeti olan kuşakların torunlarının genç yaşta şeker hastası olması sürpriz olmaktan çıkmış neredeyse olağanlaşmıştır. Genç yaşlarda hipertansiyon ve kalp hastalıkları ve kalp krizleri giderek daha çok görülmektedir. Kanser hastalığının çarpıcı artışının arkasında gösterilen önemli nedenlerden biri yine aşırı kilodur.

Obezite cerrahisi nedir?

Obezite hastalığını tedavi etmek için hastaların sindirim sistemlerine cerrahi girişimde bulunulmasına obezite cerrahisi denilmektedir. Obezite cerrahisinin nasıl yapılacağı hastadan hastaya değişmektedir.

Kaç çeşit obezite cerrahisi yöntemi vardır?

Obezite cerrahisi olmak isteyenlere, obezite cerrahı tüm yöntemler hakkında bilgi verecektir. Obezite tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler şöyle sıralanabilir: Tüp mide, mide bypass cerrahisi, mini gastrik bypass, duodenal switch.

Kimler obezite cerrahisi olabilir?

  • Obezitede, cerrahi girişim için hasta seçerken, aşağıdaki kriterlere uyulmalıdır;
  • İdeal kilonun en az %80 üzerinde olunması veya Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 40 kg/m2’nin üzerinde olması,
  • VKİ 35-40 kg/m2 arasında olup eşlik eden hipertansiyon, diyabet, uyku apnesi gibi hastalıkların bulunması,
  • 18-65 yaş arasında olması,
  • Obezitenin en az 3 yıldır var olması,
  • Hormonal hastalıkların bulunmaması,
  • İlaç ve diyet tedavisine rağmen, en az 1 yıldır kilo verilememiş olması,
  • Kronik alkol ve ilaç bağımlısı olmamalı,
  • Hastanın uygulanacak cerrahi yöntemin önemini, olası risk ve ameliyattan sonra ortaya çıkabilecek istenmeyen durumları anlayabilecek psikososyal düzeyde olması,
  • Kabul edilebilir düzeyde ameliyat riskine sahip olması,
  • Hasta, cerrahi ekip ile uyum halinde ve fiziksel, psikolojik, sosyal veya ekonomik olarak uyum içinde tedavisini sürdürebilmelidir

Obezite psikolojik sorunlara neden olur mu?

Obezite, fizyolojik sağlığı birçok açıdan tehdit ettiği gibi kişinin ruh sağlığını da olumsuz olarak etkilemektedir. Obezite sıklıkla depresyona ve diğer psikiyatrik bozukluklara yol açmaktadır. Günümüzde sosyokültürel ve teknolojik hızlı değişimlerin yaşanması, kültürel çatışmaların artması, moda ve eğilimlerin farklılaşması ile yeme bozukluğu oranı ve obezite artış göstermektedir. Obezite ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalarda normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre obez hastalarda daha düşük benlik değeri, özellikle depresyon, kaygı bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları ve kişilik bozuklukları olduğu saptanmıştır. Obezite ile benlik değerinin azalması arasında doğrusal bir ilişki olduğuna dair araştırmalar vardır. Bağlanma kuramı bireylerin kişilerarası ilişkilerini açıklayan bir kuramdır ve bu kurama göre bağlanma şekli kendine güvenle ilişkilidir. Obezite rahatsızlığı olan bireylerle yapılan araştırmalarda güvensiz bağlanma puanları daha yüksek çıkmıştır. Bu kişiler arasında güvensiz bağlananlar ise güvenli bağlananlara göre daha çok kilo ile uğraşı olan, düşük kendilik değerine sahip, yetersizlik ve işe yaramazlık duygularını yoğun şekilde yaşayan ve diğerleri tarafından reddedilmeye duyarlı kişilerdir. Güvensiz bağlanmanın sonucu olarak çocuk ya da yetişkin, bireyselleşmesi gerektiğinin farkına varamaz ve kendi kişisel değerini ve sevilebilirliğini sorgular. Kişisel yetersizlikle başa çıkma isteği, yeme davranışıyla ilgili katı bir tutuma dönüşebilir. Bu açıdan “diyet yapmak ve kilo vermek” gücü ve kontrolü yeniden kazanmaya, kişinin kendisini en azından dış görünüş olarak yeniden tanımlamasına olanak sağlama işlevini görebilir.

Obezite için psikolojik tedavi mümkün mü?

Obezitenin tedavisinde birçok yöntem (cerrahi, diyet vb.) uygulanmaktadır. Son yıllarda ise bu tedavilere ek olarak “psikolojik destek yönelimli obezite tedavisi” ve “psikoterapi tedavisi” gibi yeni tedavi modelleri öne çıkmaya başlamıştır. Yapılan araştırmalar obez bireylerde psikolojik rahatsızlıklar saptandığını açıklamakta ve obezitenin diğer psikopatolojik rahatsızlıklarla birlikte görülme sıklığının olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yüzden obezite tedavisinde, obeziteden kaynaklanan psikolojik rahatsızlıkların tedavisi önem kazanmaktadır. Bir diğer açıdan obeziteyi tetikleyen ve kişinin yemek yeme davranışında bulunmasına neden olan psikolojik sıkıntıların tedavi edilmesiyle kişinin kilolarından kalıcı olarak kurtulabileceğini gösteren araştırmalar da mevcuttur. Obezite ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalarda normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre obez hastalarda; daha düşük benlik değeri, özellikle depresyon, psikososyal yetersizlik, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk), cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları ve kişilik bozuklukları olduğu saptanmıştır. Farmakolojik ya da davranış tedaviler olsun hemen tüm tedavi yöntemlerinde kilo kaybından sonra hastanın şiddetli stres altında tekrar eski yeme alışkanlığına döndüğü görülmüştür. Her başarısız diyet yapma davranışının yeme bozukluğunun gelişimine yol açtığını ve kilo alımına neden olduğunu ele alırsak obezitenin tedavisinde diyet programına ek olarak bireysel terapi ve grup terapisi destekli tedavi modelleri ile kişinin “iyi hissederek zayıflaması” ve böylece kalıcı kilo vermesi sağlanabilmektedir. Obezite tedavisi üzerinde etkili olan terapi yaklaşımlarından biri “bilişsel-davranışçı terapi”dir. Bu terapide, hastaların çevresel uyarıları ve açlık duyumlarını hatalı yorumladıkları ve bunun rahatsız edici duygulara ve ardından yeme davranışına yol açtığı düşünülür. Bilişsel yeniden yapılandırma yöntemleri kullanılarak yemek ve diyetle ilgili işlevsel olmayan düşünceler, negatif duygular, motivasyon bozucu tutumlar ve bunlarla ilişkili mantık hataları tanımlanabilir. Böylece kişiye daha sağlıklı ve akılcı düşünme, daha iyi hissetme ve daha sağlıklı başa çıkma davranışı kazandırılmış olur. Bu yaklaşımın uygulandığı, obezite tedavisinde bireysel psikoterapiler ve grup terapilerinde etkililiğin yüksek olduğu saptanmıştır. Bilişsel davranışçı terapi ile obezitenin yol açtığı psikolojik rahatsızlıkların tedavi edilmesi mümkündür.

Çocuklarda obezite görülür mü?

Değişen beslenme alışkanlıkları nedeniyle günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen “obezite”, erişkinler kadar çocukları da etkilemektedir. Çocuklarda görülen obezitenin temelinde aileden gelen genetik mirasın etkisi kadar, yemek yeme alışkanlıkları da önemli bir faktördür. Yağ dokusu oranı yaşa göre değişiklik gösterir. Bu oran sağlıksız bir biçimde arttığında ortaya çıkan şişmanlık, vücutta aşırı yağ depolanması ile ortaya çıkan, fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen bir enerji metabolizması bozukluğudur. Hastalık, zamanla yüksek tansiyondan, diyabete, kalp damar hastalıklarına kadar pek çok ciddi sağlık soruna neden olmaktadır. Yağ hücre sayısı artışı, ergenliğe kadar hızla devam eden bir süreçtir. Alınan kalori ile ilişkili olan bu artışın hızı, yaş ilerledikçe azalmaktadır. Bu nedenle çocukluk çağındaki kilonun, kişinin obezite riski ile doğrudan ilişkisi vardır. Bebeğin doğumundan sonraki ilk 6 ay, 4-5 yaşları ve ergenlik dönemi, çocuklarda en sık şişmanlığın görüldüğü yaşlardır

Çocuklarda obezite nedeni nedir?

Aileden gelen genetik mirasın, çocukta görülen şişmanlık üzerinde etkileri olduğu, yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Ancak ihtiyaçtan fazla kalori alımı, yanlış beslenme, hareketsizlik çocuklarda obeziteye neden olur. Şişmanlığın altında yatan diğer nedenler ise; hormonal denge ve genetik hastalıklardır.

Çocuklarda obezite nasıl önlenir?

  • Bebeğin düzenli kontrollerini aksatılmamalı. Bu kontrollerle erken dönemde obezite riski belirlenebilir.
  • Bebek her ağladığında beslenmemelidir. Çocuğun beslenme şekli ve aldığı gıdalar, ailenin kontrolünde olmalıdır. Bu sayece obezite bebekler için önlenmiş olur.
  • Çocuk ya da bebek televizyon izlerken beslenmemeli, çocuğa ailece oturulan sofra alışkanlığı kazandırılmalıdır. Böylece obezite bebek için önlenebilir.
  • Fast food, cips, çikolata ve şekerli gıdaların tüketiminden olabildiğince kaçınılmalı, mümkünse çocuk bu gıdalarla tanıştırılmamalıdır.
  • Küçük yaşlardan itibaren, çocuk her türlü sportif aktivite için desteklenmelidir.
  • Obezite sorununa karşı vakit kaybetmeden uzman yardımı almak gerekmektedir.

Obeziteden neden korkulmalı?

Şişmanlıkla beraber gelen obezite akciğer kapasitesini % 20-30 oranında azaltır. Beraberinde sigara içimi veya kronik bronşit gibi hastalıklar da varsa kişinin bir süre sonra nefes alabilmesi imkansız hale gelir. Şişmanlığın etkilediği herhalde en büyük hastalık gurubu şeker hastalığıdır. Şişman bireylerde şeker hastalığı oluşma oranı normal bir bireye göre 40 kat fazladır. Kırk yaşından sonra ailesinde de şeker hastalığı olan şişman bireylerin şeker hastalığı olma olasılığı % 100 dür. Farklı bir mekanizma ile şişmanlarda 4-5 kat daha fazla tansiyon yükseklikleri gözlenmektedir. Hipertansiyonun yanı sıra kalp hastalığı ve kalp krizi geçirme ihtimali de 3-4 kat daha fazla saptanmıştır. Enteresan bir bulgu da şişmanlarda kansere olan eğilimin normal bireylere oranla bariz artmasıdır. Özellikle akciğer kanseri 2-3 kat , over ve prostat kanseri 2 kat daha fazla saptanmıştır. Obezitedeki bir diğer problem de safra kese taşlarıdır. Safra kese taşı oluşma ihtimali normal bir bireye göre 4-5 kat fazladır. Özellikle karaciğer yağlanması olasılığı da bu bireylerde hissedilir düzeyde artmaktadır. Şişmanlığın farklı bir boyutu da kişinin durumundan olan hoşnutsuzluğudur. Bu kişinin depresyona çabuk girmesine ve ağır seyretmesine neden olabilmektedir.

Kilo vermek neleri değiştirir?

Yapılan bilimsel araştırmalarca 5 kilo verilmesi durumunda, şeker hastalığı oluşma olasılığını % 50 azaltmaktadır. Dolayısıyla şekere bağlı ölümler de yüzde 40 oranında azalırken; kişilerin ömrü 3-4 yıl uzamaktadır. 10 kilo verilmesi durumunda ise herhangi bir sebepten ölüm olasılığı % 20, kansere bağlı ölüm olasılığı % 37, kansere yakalanma olasılığı % 40 azalmaktadır. Kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığının yüzde 15; kişilerin genel hastaneye yatış ihtimali % 25 azalmaktadır. 10 kilo verildiğinde yaşam süresi 5-6 sene uzamaktadır.

Obezite ilacı var mıdır?

Obezitenin çeşitli medikal tedavi yöntemleri olmakla birlikte bu yöntemler bir endokrinoloji uzmanı tarafından verilmelidir. İnternette görülen "Obezite ilaçları" olarak lanse edilen ürünler asla doktora sormadan kullanılmamalıdır. Doktor kişileri şişmanlık tedavisinde mutlaka bilgilendirecektir.

Güncellenme Tarihi: 08 Eylül 2020Yayınlanma Tarihi: 08 Eylül 2020

Benzer Sağlık Rehberleri