Kalp Hastası Gebeler Klinik Takip Altında Olmalıdır

Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem B. Esen, kalp hastası anne adaylarının gebelik dönemlerinde dikkat etmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi. Kalp hastalığında gebe kalmak için belli bir yaş limiti olmamakla birlikte, genellikle 35 yaş üzerindeki gebelikler risklidir ve yakın klinik değerlendirme gereklidir. Kalp hastalığı olan gebeler, kendilerinin ve bebeklerinin sağlığı açısından yakın klinik takip altında olmalıdır. Gebelik, kalbin iş yükü ve dolaşım üzerinde belirgin değişikliklere neden olur. Bu nedenle yakın zamana kadar kalp hastası olan kadınlara hamile kalmamaları önerilirdi. Ancak günümüzde kalp hastalığı olan bir çok kadın, sağlıklı ve güvenli bir gebelik geçirebilir. Kalp hastası olan gebeler yakın klinik takip altında olmalıdır. Çünkü kalp hastalığı olan anne adaylarında yüksek tansiyon, beraberinde böbrek ve karaciğer fonksiyon bozulmaları görülebilir. Bunun sonucunda dokuların beslenmesi ve oksijenlenmesi azalır. Sonuçta anne sağlığı ve bebek gelişimi bozulabilir. Bazı kalp hastalıkları gebeler için ciddi riskler taşır. Bu durumda anneliği planlayan kadınların mevcut kalp sorunları giderilene kadar gebe kalmamaları önerilir. Gebeler kalp hastalıklarına rağmen çocuk sahibi olabilirler mi? Kalp hastalıklarının tamamı gebeliği engellemez; fakat, anne ve bebekte risk artışına neden olur. Bu nedenle de özel bakım gerektirir. Gebelikte kalp hastalıklarının bir çoğu tolere edilebilmektedir. Ancak bazı kalp hastalıkları gebe kalınmasına kesin olarak engel teşkil etmektedir. Bu hastalıklarda gebelikten mutlaka kaçınılmalı, eğer gebe kalınmışsa gebeliğin sonlandırılması tavsiye edilmelidir. Gebeliğin sakıncalı olduğu hastalıklar; (1) Ağır pulmoner hipertansiyon (%50 anne ölümü); (2) ağır obstrüktif lezyonlar (aort darlığı, pulmoner darlık, koarktasyon, hipertrofik obstrüktif kardiyomiyopati-%17 anne ölümü); (3) sol ventrikül disfonksiyonu (ejeksiyon fraksiyonu <%40) veya sınıf III-IV kalp yetersizliği (%7 anne ölümü); (4) aort kökü çapının >4 cm olduğu Marfan sendromu. Siyanoz göreceli kontrendikasyon oluşturur. Gebelerde görülen kalp hastalıklarının sıklığındaki artış neye bağlıdır? Pediatrik kardiyoloji ve kalp cerrahisindeki gelişmeler sayesinde doğumsal kalp hastalıkları çok erken yaşlarda tanınmakta ve başarı ile tedavi edilmektedir. Kalp ameliyatların başarı ile uygulanması sayesinde de pek çok doğuştan kalp hastası gebelik yaşına ulaşmakta ve çocuk sahibi olmak istemektedir. Doğumsal kalp hastalığı olan bir gebenin çocuğunda sakatlık görülme sıklığı artmakta mıdır? Doğuştan kalp hastalığı (DKH) olan gebenin çocuğunda da kardiyak anomali riski artmaktadır. Genel nüfusta %0.8 olan yeni doğan doğuştan kalp hastalığı sıklığı, DKH olan gebe kadınların bebeklerinde %5-6, Marfan sendromunda ise %50’lere kadar ulaşabilmektedir. Gebelik öncesi risk belirlenebilir mi? Gebelikteki risk, annedeki kalp hastalığının ciddiyeti ile orantılı olarak artar. Mümkünse kalpteki sorun gebelik öncesi cerrahi olarak düzeltilmelidir. Gebelik öncesinde, elektrokardiyografi, teleradyografi ve ekokardiyografi ile tam bir klinik değerlendirme yapılmalıdır. Fonksiyonel kapasitenin tayini için efor testi yapılabilir. Sonuçlar, kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilerek gebelik öncesi hastaya bildirilir. Kalp hastalığı olan bir gebenin takibi nasıl yapılmalıdır? Risk faktörü bulunmayan hastaların gebeliği iyi seyirlidir ve bunlar kendi hekimlerince takip edilebilirler. Yüksek riskli hastaların takibi ise mutlaka erişkin doğumsal kalp hastalığında uzmanlaşmış kardiyolog, jinekolog ve anesteziyolog tarafından birlikte yapılmalıdır. Kardiyak ilaçların bazılarının gebelik sırasında kullanılmaları bebeğin ölümüne sebep olabileceği için gebe adaylarının gebelik öncesi tedavileri gözden geçirilmelidir. Şikayeti olan hastaların egzersizleri kısıtlanmalı, dinlenmesi sağlanmalıdır. Bazılarında gebelik süresince yatak istirahatı gerekebilir. Doğum şekli ve yolu önceden planlanmalı ve doğum, ileri inceleme ve tedavi yöntemlerinin yapılabildiği merkezlerde yapılmalıdır. Genellikle normal yolla doğum tercih edilir. Gebelikte hipertansiyon Gebelikte, kan basıncının >140/90 mm Hg olması, gebelik öncesi veya birinci trimester düzeylerine göre kan basıncının 25 /15 mmHg yükselmesi hipertansiyon olarak tanımlanmaktadır. Gebelerin %8-10’unda görülmektedir. Gebelikte görülen hipertansiyon 2 başlıkta incelenebilir. 1-Kronik hipertansiyon (esansiyel veya sekonder hipertansiyon): Gebelik öncesinde mevcut veya gebeliğin 20. haftasından önce teşhis edilmiş olan, gebelik esnasında ve postpartum dönemde de devam eden hipertansiyondur. Kronik hipertansiyonu olan kişilerde sonraki gebeliklerde de kan basıncı yükselir. Bazı durumlarda istirahat ve tuz kısıtlaması yeterli olabilir. İlaç tedavisi gerekebilir. Yeni veya kronik hipertansiyon üzerine gelişen preeklampsi: Gebelerin % 2-3’ünde görülür. Familyal dispozisyon vardır. Genellikle ilk hamilelikte olur. Klasik olarak gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar. Önceden mevcut kronik hipertansiyon zemininde gelişebilir. Hipertansiyon ile birlikte böbrek fonksiyon bozukluğundan dolayı proteinüri ( 3gr/24s) ve ödem vardır. Eğer gebeliğin 20. haftasından önceki kan basıncına göre sistolik kan basıncı 30 mmHg, diyastolik kan basıncı 15 mmHg artmışsa hipertansiyon geliştiği kabul edilir. Eğer önceki kan basıncı bilinmiyorsa gebeliğin 20. haftasından sonraki kan basıncı 140/90 mmHg ise hipertansiyon olarak kabul edilir. Preeklampside anne ve fetüs için risk artmıştır. Gebelik ve aritmiler Sağlıklı kadınlarda gebelik sırasında herhangi bir organik kalp hastalığı olmadan, kulakçıktan ve karıncıktan kaynaklanan erken atımlar olabilir. Bu nedenle gebelerde organik kalp hastalığı yoksa veya oluşan aritmilerin hemodinamik etkileri yoksa, standart antiaritmik ajanların tedavide kullanımından kaçınmak uygun olur. Varsa elektrolit imbalansının düzeltilmesi, aritmik etkili ilaçlar ile alkol, kafeinli içecekler ve sigaranın yasaklanması ile tedaviye başlanır. Annenin hayatını tehdit eden tekrarlayıcı veya devamlı ağır aritmiler varsa, öncelikle istirahat, sedasyon, vagal manevralar gibi saptanan soruna uygun genel tedbirlerin alınması ve etiyolojik etkenlerin araştırılarak düzeltilmesi gereklidir.

30 Nisan 2009

CANLI DESTEK