Moskova'da Tiyatro Sahnesinden Türkiye'de Gerçek Mutluluğa

“Soğudum, içim soğudu”…

Bir kanser hastası, lenfoma olduğu söylendiğinde hissetti bu duyguları…

Oysa gözleri ışıl ışıl, umutlu… 

Lenfoma adını duyduğu andan itibaren dahil olduğu tiyatro sahnesinde, oyununu başarı ile tamamlamanın ve perdeyi mutlulukla kapatmanın tadını çıkarıyor.

Yanında, ona güç veren hayat arkadaşı ve iki oğluyla birlikte…

Adı Maria Voytko…

34 yaşında. İki çocuk annesi ve grafik tasarımcısı…

Moskova’da yaşayan bir Rus…

Kendi deyimi ile kanserin, hasta için “ölüm fermanı” demek olduğu ülkesinden tedavi olmak için geldiği Antalya’ya yerleşecek kadar bir Türk aslında.

Hayat arkadaşı Oleg Kievsky…

53 yaşında.

Heykeltraş.

Yaptığı her heykel, felsefik bir anlam taşıyor.

Öncelikleri; zamanı iyi yönetmek, yaşamı kurtarmak ve birine yeniden hayat vermek…

Gerisi çok da önemli değil.

Kendilerine ikinci yaşamı hediye eden Türkiye’ye minnettar…

Her gördüğü Türk’e teşekkür edecek kadar…

Mariia ve Oleg bu yıl, yazın evleniyorlar. Hem de Antalya’da…

Bu, onların hikayesi…

 

Her şey öksürükle başladı…

Geçen Eylül ayıydı. 12 yaşındaki oğlu Matvey, 9 yaşındaki oğlu Fedor ve hayat arkadaşı Oleg ile birlikte Moskova’da yaşayan Mariia, nedenini bilmediği bir şekilde öksürmeye başladı. Kasım ayında öksürükleri devam edince doktora başvurmaya karar verdi. Bu sırada boynunda, lenf nodunda anormal bir şişlik fark etti. Hastanede, dahiliye uzmanının tanısı larenjitten kalan bir kalıntıydı ve önemli bir sorun yoktu. Ancak kan tahlillerinde bir gösterge, normalinin iki katıydı. Oleg’in tıp fakültesinden yeni mezun olan yeğenine danıştılar ve röntgen çektirmeye karar verdiler. Radyoloji uzmanın röntgen sonucunu değerlendirirken uzun bir süre odasından çıkmayınca içlerine bir korku düştü. Kesin bir sorun vardı. Öyle de oldu. Çünkü radyoloji uzmanı toraks yani göğüs bölgesinde şüpheli bir karartı olduğunu söylüyordu, hem de gözlerinde büyük bir korkuyla. Mariia’nın röntgen sonucunun raporunda, yanında soru işareti bulunan “Lenfoma” yazıyordu.

 

Hastalığını öğrendiğinde yaşam durdu

Maria, hematoloji uzmanına yönlendirildiğinde, sanki gerçek yaşamdan kopmuş ve bir film sahnesi izler gibi kendinden geçmişti. Hislerini şöyle anlattı: “Bir film izliyormuş gibiydim. Çünkü kanser benim hayatla bağdaştıramadığım ve fikri bile bana çok uzak bir şeydi. O an, hayat önce yavaşladı, sonra durdu ve ben o boşlukta ne yapacağını bilemez bir hale geldim. Aklıma ilk gelen oğullarımdı. Onlara ne olacak? Kim bakacaktı?”… Tüm bunları düşünürken bile gözünden tek damla yaş düşmedi. Çünkü kendisini koruyan ve bir an olsun yanından ayrılmayan hayat arkadaşı onunlaydı. Kendisini “buz” gibi hissetse de, içi soğusa da metanetini korudu.      

 

Moskova’da kanser demek, hasta için “ölüm fermanı” 

Kanser, yaşam felsefesine ters olsa da Mariia, hastalığının ve onu neyin beklediğinin farkındaydı. Kendi deyimi ile “Rusya’da kanser olan bir hastanın ölüm fermanı imzalanmış demekti ve yaşamın artık sonu gelmişti.” Oleg de hayat arkadaşının hastalığını araştırmaya başladı. Çevresindeki herkesten destek almak için hızla harekete geçti. Tanının, biyopsinin, tedavinin hep ayrı merkezlerde yapıldığını öğrendi. Onların ihtiyacı, tüm işlemlerin tek bir merkezde yapılması, dünya standartlarında bir altyapı ve hastaya özel tedavi seçenekleriydi. Çok yakın bir arkadaşının, “Rusya’da tedavi olmayın” telkininden sonra onun yönlendirdiği ve 4’üncü evre kanser hastası arkadaşının Türkiye’de başarı ile tedavi edildiğini öğrendi. Yolun sonunda, onlara ikinci yaşamlarını hediye edecek ışık görünmüştü.      

Şaka gibi…

Türkiye ile yeşeren umutları bir yana, Mariia’ya tanı konulan hastanede şaka gibi bir olay yaşadılar. Hastanedeki hematoloji uzmanının kendilerine söylediğine inanamadılar. Doktor, “Ben sizinle konuştuktan sonra katta genel cerrahi uzmanını yakaladım. Sizi ameliyat ederek lenf nodunuzu alacak. Sonra o parçayı bir tanı merkezine götürecek, sıra bekleyecek ve patoloji bölümüne vereceksiniz. Ancak o sizin parçanız ve size ait” diyordu. Yaşadıkları büyük bir şoktu. Kendilerini, hastalıklarının ciddiyetini anlayamayan bir grup insanın arasında kalmış gibi hissettiler. Gerçekten ölüm fermanları imzalanmadan bir yol bulmak zorundaydılar.     

 

Lenfoma olduğu gerçeğiyle Türkiye’de yüzleşti

Oleg, artık Moskova’daki hastanede kendilerine, “Bu tedavi sürecinde kimse hiçbir şeyden sorumlu değildir” diyen doktora kesin olarak güvenmiyordu.  Arkadaşının, Türkiye’de tedavi olan yakınını aradı. Gerekli irtibat numaralarına ulaştı ve hayat arkadaşıyla birlikte soluğu Türkiye’de aldı. Çok zor ve stresli, aynı zamanda sorumluluk gerektiren bir süreç başlamıştı. 10’da 10 doğru seçim yapmaları gerekiyordu. Doğru kararı vermelerinde ise iç sesleri yardımcı oldu. Türkiye’ye gelene kadar hem ‘acaba’yı sorguladılar. Burada çekilen filmde gördükleri “siyah noktalar” ve biyopsi sonucu, artık şüphe bırakmıyordu. Mariia, Hodgkin lenfomaydı.

 

Umuda yolculuk…

Oleg ve Mariia için lenfoma kadar kocaman bir belirsizlik içinde kaybolmaları da büyük travmaydı. Türkiye’ye gelip, Medstar Kanser Merkezi’ndeki tedavi planını öğrendikten sonra Oleg’in Rusya’da yaşadığı soğuk ve sıcak duş etkisi de yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Sıra doktoru ile tanışmaya gelmişti. Belirsiz bilgiler yüzünden yaşadıkları kafa karışıklığının ortadan kalkması ve akıllarında soru işareti kalmaması gerekiyordu. Öyle de oldu. Prof. Dr. İhsan Karadoğan ile yüz yüze geldiklerinde müthiş bir güven duygusu hissetiler. Aradıkları profesyonel yanıtları alarak, hissetmek istedikleri güveni ve umudu bir arada yaşadılar. Doktorun ilk anda üzerlerinde bıraktığı etkiye bir de hızlı tedavi süreci eklendiğinde deyim yerindeyse neye uğradıklarını şaşırdılar. Çünkü 10 Aralık’ta Türkiye’ye gelmişler ve 19 Aralık’ta Mariia’nın ilk kemoterapisi başlamıştı. Türkiye’de yaşadıkları kelimenin tam anlamıyla ‘olumlu şok’tu.     

 

Hayatının sonuna kadar unutamayacağı iki kelime

Mariia, aldığı ikinci kemoterapinin artından PET CT kontrolünden geçti. Tedavi olumlu sonuç vermiş ve göğüs bölgesindeki kitle kaybolmuştu. Artık lenfoma değildi. 6 tur kemoterapiden oluşan tedavisinde üçüncü kürden sonra kemik iliği toplandı. Hastalığın nüksetmesi durumunda kemik iliği hazır duruma getirildi. Artık 5 yıl boyunca gerektiğinde onu tedavi edecek kemik iliği vardı. İlk günden bu yana çevrelerinde adeta bir halka oluşturan hastane çalışanları da mutluluklarının en büyük ortağıydı. Hastanedeki bu ortam ikinci yaşamları için adeta bir ışık oldu. Hastalığın bu kadar hızlı sürede gerilemesi ve ortadan kalkması Oleg’i de değiştirdi. Kendi adına sakinleşti ve aklında olan her şeyin istediği gibi ilerlemesi hayata bakış açısını değiştirdi. Daha dikkatli, temkinli ve insancıl bir bakış açısı kazandı. Mariia, tedavi sırasında iki kelime öğrendi.  “Maşallah” ve “Teşekkür ederim” Bu belki de hayatının sonuna kadar unutmayacağı Türkçe kelimelerdi.

 

Savaşı kazandı…

2011 yılında tatil için geldikleri Antalya’da 3 yıl sonra tedavi için bulunmak başta çok acı gelse de tedavinin planlanması, işlemlerin istedikleri gibi eksiksiz olarak yürümesi, doktorlarına duydukları güven ve kafalarındaki sağlık sisteminin somut örnekleri sayesinde süreci oldukça sakin bir şekilde yaşadılar. Mariia, tanıyı ilk duyduğu anda Oleg’e söylediği gibi sözünü tuttu ve “savaştı, kazandı”. Mariia’nın çocukları da annelerinin tedavi sürecini yakından takip etti. Yanında olamasalar bile anneleri onlardan hiçbir şey saklamadı. İğneleri de enjektörleri de gördüler. Tek bildikleri, anneleri tedavi görüyordu ve iyileşecekti. Oleg’e göre hayat arkadaşı için sürecin bu kadar hızlı ve iyi bir şekilde sonuçlanması Türkiye’deki pozitif enerjiydi. Antalya’da geçirdikleri her gün üzerlerinde olumlu etki bıraktı.

 

Hastalığını hiç unutmadı, lökositleri ile konuştu…

Mariia, hastalığını hiç unutmadan ve onun farkında olarak bu süreci yaşadı. Hatta kanında bazen bir anda düşen bazen de bir anda yükselen lökositleri ile konuşarak. Onlara ne zaman hangi seviyede olmaları gerektiğini öğütledi. Ancak hiçbir zaman karamsarlığa kapılmadı. “Biliyordum ki, İhsan Karadoğan bu hastalığı iyileştirecek ve bu sorunu çözecek” inancıyla. Tedavi sırasında dökülen saçları ve kaşları da Mariia’yı yıldıramadı. Saçlarını dökülmeden önce kazıttı ve her sabah kalktığında kendisine yeni bir kaş çizdi. Tedavi sürecini sağlıklı bir şekilde geçirdi ve kadın olduğunu asla unutmadı. Bu dönemde hayat arkadaşının, çocuklarının yanında babaları gibi bulunmasından ayrıca mutluydu. Birinci kürden sonra ülkesine gittiğinde çocukları ve Oleg en büyük destekçisi oldu.   

 

Türkiye’deki her Türk’e teşekkür…

Oleg ve Mariia’ya göre hayatlarının en mutlu günleri Antalya’da geçti. Hasta yatağında karşıladıkları yılbaşını da yaşamları boyuncu unutulmayacak bir anı olarak hafızalarına kazındı. Türkiye ve özellikle de Antalya artık ikinci ülkeleri. Oleg, Artalya’ya Türklere bakış açısını şöyle anlatıyor: “Antalya artık bize çok yakın bir şehir. Türk dilini duymak bana ayrı bir huzur veriyor. Gördüğüm her Türk’e teşekkür etmek istiyorum. Moskova’da bir Türk görsem elini sıkabilirim. Arkadaşım merhaba diyebilirim. Türkiye halkı atık bizim dostumuz.”   

 

Yaşadıklarını heykelle ölümsüzleştirdi…

Çocukluğundan bu yana sanatla uğraşan ve resim eğitimi aldıktan sonra heykeltıraş olan Oleg, dünyanın birçok ülkesinde bulunan ve her biri farklı bir anlam taşıyan heykelleriyle ünlü. Başta Norveç, Almanya, İsviçre olmak üzere dünyanın birçok ülkesine sanatını hediye eden Oleg, hayat arkadaşı Mariia’nın sağlığına kavuştuğu Türkiye için de sanatını konuşturdu. Yaptığı heykellerde zaman temasını işleyen ve onlara felsefik bir anlam yükleyen sanatçı, zamanın iyi kullanılması gerektiğini ve kaybolan vaktin geri gelmeyeceğine vurgu yapıyor. Hayat arkadaşının Türkiye’de sağlığına kavuşması, ona farklı bir ilham verdi. “Hayat ağacı” adını verdiği, ana maddesi granit olan ve üzeri bronz kaplı heykelinde boşluk duygusunu yansıtıyor. Oleg’e göre; “Ağaç ve alan yaşamın sembolü, en önemlisi yaşam ve gerisinin bir önemi yok.” Heykelin bitmiş hali Mariia için de sürpriz olacak. Tamamen bittiğinde o da ilk kez Türkiye’de görecek. Oleg’in Hayat Ağacı’na yüklediği anlam ise diğerlerinden çok farklı. Çünkü insan hayatına verilen değeri ve bir kanser hastasının nasıl kalpten tedavi edilebileceği tecrübesini Türkiye’de yaşadılar.

 

Hayat Ağacı tüm insanlara Antalya’dan enerji verecek

Mariia ve Oleg, artık evreni daha iyi anlamaya başladıklarını söylüyor. Hayatı önemli kılan ise onu kurtarabilme umudu… Oleg bir sanatçı olarak heykellerinde ana tema olarak seçtiği hayatı, eserlerinin bir parçası olarak içlerine yerleştirdiğini anlatıyor. Yaşamı sona erdiğinde heykelleri ile yaşayacağına inanıyor. Bu nedenle Türkiye’ye ve ikinci yaşamlarına kavuştukları Antalya’da da kendinden bir parça bırakmak ve onunla hatırlanmak istiyor. Ülkelerinde tedavi olanaklarına sahip olamayan tüm yabancı hastaların da çareyi Türkiye’de bulacaklarını düşünerek bu heykelin onların yaşamı için de bir başlangıç olmasını temenni ediyor. Hayat Ağacı’nı, hayat arkadaşı Mariia ile yaşam felsefelerinin bir ürünü,  düşüncelerinin ve enerjilerinin kaynağı olarak görüyor. Türkiye’ye bıraktıkları bu heykelin enerjilerini Antalya’dan yayarak tüm insanlara ulaştıracağını düşünüyor. 

 

Güleryüz tedavi etti

Hastalığının tanısının konulması sırasında Rusya’da karşılaştıkları hastane manzaralarını hüzünle hatırlayan çift, duygularını şu sözlerle anlatıyor: “Rusya’da orta yaşlı ve robotlaşmış insanların karşısında hastalığın etkilerini derin bir şekilde hissettik. Türkiye’ye geldiğimizde gerçekten zoraki olmayan içten gelen bir gülümseme ile karşılandık ve tedavimiz süresince de bunu hep hissettik. Norveç’te basit bir diz ağrısı ile hastaneye gittiğimde önemsemeyerek bir merhem verip gönderdiler. Burası dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri oysaki. Antalya’da, Medstar Kanser Merkezi’nde ise hiç problem hissetmedik. Hissettiğimiz tek şey bizim problemimizin çözülmeye çalışılmasıydı. Onun için herkese teşekkürlerimizi sünmek istiyoruz. Hastane yönetimine, doktorumuz Prof. Dr. İhsan Karadoğan ve ekibine, tüm hemşirelere ve sağlık personeline, Antalya Sağlık Turizmi Derneği’ne ve Türkiye halkına çok teşekkür ederiz.”

Yabancı kanser hastaları için doğru seçim Türkiye…

Türkiye’ye gelmeden önce Türk tıbbının geldiği nokta hakkında en küçük fikirleri olmasa da burada yaşadıkları tecrübe ile gerçekten bilgi sahibi olduklarını anlatan Mariia ve Oleg, dünya standartlarında ve çok üst düzeyde sağlık hizmeti almış olmanın mutluluğunu yaşıyor. Moskova’daki yakınlarına ve dostlarına da sahip oldukları bilgileri aktarıyor. Gördükleri ve yaşadıklarının herkes tarafından bilinmesini istiyor. Onlara göre yabancı kanser hastaları seçiklerini doğru yapmalı ve tedavi için Türkiye’yi seçmeli. Mariia, “Antalya Medstar’da Prof. Dr. İhsan Karadoğan ile görüşmeyi beklerken, yüzlerinde iyileşecekleri umudunu taşıyan insanlar gördüm. Onlar, profesörle buluşmayı bekliyor ve her şeyin doğru ilerleyeceğini biliyorlardı. Gözlerinden bu okunuyordu. Ülkemde de insanlara bunu anlatıyor ve Türk tıbbının hangi noktada olduğunu anlatmaya çalışıyorum” diyor. 

Hastalık aralarında çimento etkisi yarattı

Lenfomanın belki de onları bu kadar birleştireceği ve aralarındaki bağı güçlendireceğini onlar da bilmiyordu. Mariia ve Oleg’e göre hastalık onların arasında çimento etkisi yarattı. Zaten güçlü bir temelleri vardı, lenfoma ortaya çıktığında mikseri çağırdılar ve çimentoyu döktüler. Oleg, “Mariia ve ben iyi insanlarız. Aslında bu hastalık ile birbirimizi denemiş olduk. Aklımızda hiçbir soru işareti yok. Bizi hiçbir darbe yıkamaz” diyor.  

Planları Tanrı yönlendiriyor ama yüreğimiz Antalya’da…

Mariia ve Oleg 2.5 yıllık birlikteliklerini bu yaz Antalya’da evlenerek resmileştirmeyi planlıyor. Hastalıktan sonra hayatı planlı bir şekilde yaşamayı seven çift, “Siz birçok plan yapıyorsunuz ama hayat size farklı bir yol çiziyor. Her zaman istedikleriniz gerçekleşmiyor. Aslında bütün planları Tanrı yönlendiriyor. Ama yüreğimiz Antalya’da. Burada evlendikten sonra yılın belli dönemlerini geçirmek üzere Antalya’da ev almak istiyoruz. Gelecekte buraya yerleşmek gibi bir hayalimiz var. Burası bizim her zaman güzel hislerle ülkemize döndüğümüz bir yer olacak kalacak”

İkinci hayat…

Voytko ve Kievsky, kendilerine hediye edilen yeni yaşamlarına doğru birlikte el ele yola çıktı. Mariia kendisi ile umutsuzluklarla dolu karanlık bir yolda kaybolmak üzereyken, hem kendisi hem de hayat arkadaşının mücadele ettiği soru işaretlerinden Türkiye’ye gelince kurtuldu. Çok kısa bir sürede sağlığına yeniden kavuşması başta bir hayal olsa da aslında doğru merkeze geldiğinde bu hayalin bir anda nasıl gerçeğe dönüşebileceğini yaşayarak gördü.

Tesadüf değildi…

Mariia, Medstar Kanser Merkezi’nden yeni yaşamlarına merhaba diyerek ayrılan binlerden hastadan biriydi ve bir mucizenin de kahramanı değildi. Çünkü bu merkez, geçmişi 10 yıl öncesine dayanan, temeli o yıllarda atılan büyük hayallerin ürünü; tüm meslek yaşamını kanser hastalarının sağlığına yeni den kavuşması ve konforla yaşamasına adamış bilim adamlarının gerçekleştirdiği bir düştü.

Mutluluk merkezi…

O düşü hala gören, hastalar için yeni yaşam alanları hayali ile durmaksızın çalışan bu ekip, imkansızı başardı. Hastalara; dünyanın en önemli merkezlerinde uygulanan tedavileri, sevgiyle sunmayı başardı. Kanser tedavisi gören herkesin resim yaparak, yoga seanslarına katılarak, şarkı söyleyerek, hayatı tiyatro sahnesinde ti’ye alarak yaşama tutunduğu bir mutluluk merkezi yarattı. O ekibin başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, yalnızca hastalarının elini tutmadı, yüreklerine de dokundu. 

SIRADIŞI BİR BAŞARI HİKAYESİ

Memorial Sağlık Grubu Antalya Onkoloji Bölümü ve Medstar Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, 10 yıl önce çok değerli hocası ve can dostunu kanserden kaybettiğinde yaşamı bir anda değişti. Kansere karşı sadece ilaçlarla değil sevgiyle mücadele etmeye karar verdi. Kanser tedavisinde bir doktor için hayallerin sınırlarını zorladı ve 3 yıl önce birbirinden değerli profesör ve doçentlerden oluşan akademik kadro ile bu merkeze hayat verdi.

Umutları ve dostlukları yeşerten bir merkez

Hastaların gün ışığında, hastanenin en üst katında tuvaller üzerinde resim yaparak, satranç oynayarak, müzik dinleyerek, sohbet ederek, akvaryumdaki balıkların ahenkli dansını seyrederek ya da çok sevdikleri bir program eşliğinde aldıkları tedaviler… Yine hastaların kurduğu tiyatro, yoga ve koro grubu… Medstar Kanser Merkezi; hayallerin, umutların ve dostlukların yeşerdiği bir merkez.

Kanserle gülümseyerek mücadele

İnsan kemoterapi alırken şarkı söyler mi? Onlar hocalarının eşliğinde seslerini en yüksek volümde kullanıyor, yoga yaparken kanseri unutur mu? Onlar hayatlarındaki tüm olumsuzlukları geride bırakıyor ya da tiyatro yapan bir kanser hastası hayata ne kadar bağlanır? Onlar sahneyi gerçek anlamda yaşıyor. Kanser tedavisinin en önemli parçalarından biri olan hastaya ve hasta yakınına değer verme, şefkatli ve sevecen yüreğini sunma konusunda dünyanın hiçbir yerindeki doktor ve sağlık çalışan grubunun, ülkemizin önüne geçemeyeceğini düşünüyorlar.     

ANTALYA KANSER TEDAVİ ŞEHRİ OLACAK

Gelecek hayali: Kanser hastaları için yaşam alanı

Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, Antalya’nın yakın bir gelecekte kanser tedavisinde çok önemli bir yere sahip olacağını vurguluyor. Özdoğan’ın yeni hayali, hasta ve yakınlarının bu zorlu süreci bir tatil havasında atlatmaları için her türlü imkanı yaratacak bir proje. Antalya’yı bir kanser tedavi şehri yapmak için yoğun çaba harcayan ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalar yürüten Prof. Dr. Özdoğan ve takım arkadaşları, kanser tedavisini klasik bir hastane ortamından tam bir yaşam alanına çevirmeyi arzuluyor.

Türkiye’nin ulusal ve uluslararası alanda kanser üssü olacak

Prof. Dr. Özdoğan’a göre Türkiye’de kanser tedavilerine yaklaşım, dünyadaki örneklerin çok üst seviyesinde: “Türkiye’de son yıllarda kanser tedavileri konusunda ciddi gelişmeler olmaktadır. Ülkemizde bilgiye ulaşan ve özümseyebilen hekimlerimiz, günümüz koşullarında en yeni tedavileri vakit kaybetmeksizin hastalarımızla buluşturmaktadır. Teknolojik gereksinimlere, kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım denilen ekip çalışmasına ve konforlu mekanlar da bu gelişimin bir parçasıdır. Hepimiz bilmeliyiz ki, biz artık kanser tedavisinde batı kadar iyiyiz ve hatta bazı konularda daha öndeyiz. Kanser tedavisinin en önemli parçalarından biri olan hastaya ve hasta yakınına değer verme, hastaya şefkat ve sevecenlikle yaklaşma… Bunlar bizim dünyada hiçbir merkezin sahip olamadığı özelliklerimiz. En önemli eksikliğimiz ise; uluslararası nitelikte hizmet verebilecek koordineli çalışan ekiplerin yer aldığı, kanserli hasta ve yakınının yaşam kalitesi adına tüm ayrıntıların çözüldüğü kanser tedavi organizasyonlarıdır. İnanıyorum ki, bu eksiklik biz sağlık çalışanları, devlet, üniversiteler, sağlık ve turizm alanında yer alan özel sektörün hep birlikte el ele vermesi ile aşılacaktır. Doğası, tarihi ve kültürel zenginliği ile Antalya dünya markası olan bir şehir ve sağlık turizmi için Türkiye’nin ulusal ve uluslararası alanda en çok tercih edilen yeri olmayı hak ediyor.”

“Gelin hep birlikte Antalya’yı Kanser Tedavi Şehri yapalım…”

Her şeyden önce, yöre halkına en iyi hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda, çok sayıda uluslararası nitelikte yardımcı personel yetiştiriyor, niteliklerimizi her geçen gün artırmaya çalışıyoruz. Gelecekte, kanser tedavisini klasik bir hastane ortamından tam bir yaşam alanına çevirmeyi arzu ediyoruz. Bunun için orman içinde geniş bir alana yerleşen yatay binalar içinde SPA merkezleri, rehabilitasyon alanları, tamamlayıcı tedaviler, sanatsal tedavi alanları, yoga, koro, tiyatro aktivitelerinin gerçekleşebileceği ve kafelerinde yemek yenilebileceği göl kenarında bir alan tasarlıyoruz. Bu alanı birlikte gezdiğimizi hayal edin. Göl kenarında bir kuğu resmi çizerken kemoterapi tedavisi alan bir hastanın yaşama tutunuşu, eminim çok daha farklı olacaktır. Son derece yaralayıcı olan bu tedavi sürecinde sadece hastalar değil, hasta yakınları da etkilenmektedir. Bu anlamda, hasta yakınlarının da hayata tutunuşu çok önemlidir. Bir tatil havasında kanser tedavi süreci yaşamak, hasta ve yakınlarının ulaşabileceği en üst konfor olacaktır. Bu felsefe ile düzenlenmiş yaşam alanlarında, kanser hastaları birden bire bugüne kadar kanser eşittir ölüm algısından çıkarak, kanserde yaşamın bir parçasıdır ve mücadele edilebilir demeye başlayacak, yaşamlarını değerli ve kendilerini güvende hissedeceklerdir. Ben, Antalya’nın 10 yıl sonra Ortadoğu’nun Kanser tedavi şehri olmasını hayal ediyorum. Bunu da gerçekleştirebileceğimizi düşünüyorum.

DÜNYA BİZDEN FARKLI BİR TEDAVİ UYGULAMIYOR

Mariia Voytko’nun Hodgkin lenfoma tedavisini gerçekleştiren Prof. Dr. İhsan Karadoğan,

Medstar Antalya Kanser Merkezi Hematoloji ve Hücresel Tedaviler Koordinatörü…

Kanserin sürekli farklı karakterlere bürünerek doktorların karşısına çıktığını ve tıbbın da onunla mücadele etmek için yeni yollar aradığını söylüyor. Türkiye’de uygulanan tedavilerin dünyadaki örnekleri ile aynı standartlarda olduğu görüşünde. Prof. Dr. Karadoğan’a göre Medstar Kanser Merkezi, kanser tedavisine yaklaşımı ile dünyadaki ender merkezlerden biri…  

Tedavi başarısındaki sihir, ekip çalışması

Türkiye’de, Medstar Kanser Merkezi olarak uyguladıkları tedavilerin, hastalık teşhisi konulduğu andan itibaren dünyada uygulanan örnekleri ile aynı seviyede. Kan kanserlerinin tedavisinde dünyadaki örnekleri eksiksiz olarak uygulayabiliyoruz. Tedaviler, uluslararası standartlarda belirlenmiştir. Biz de hasta için en uygun olanı uyguluyoruz. Burada önemli olan tedavide başarının sadece doktora ait olmadığının bilinmesidir. Siz hasta için ne kadar iyi bir planlama yaparsanız yapın, hastanın enfeksiyon ve kanama riskine karşı gerekli önlemlerin de alınması gerekir. Ekibinizin bu konuda deneyimli olması çok önemlidir. Özellikle kan kanserleri bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği için hastalar dışarıdan gelen mikrobik etkilere karşı açık durumdadır. Onları bu etkenlerden koruyabilecek, kontrollü ve havası sürekli temizlenen odaların olması gereklidir. Yani hastaların tedavi sırasında uygun bakımları için gerekli altyapı da olmalıdır. Tabi bu hizmetler günün her saatinde, gece, gündüz ve hafta sonu ayrımı olmaksızın yapılmalıdır. Yani buradaki sihir aslında bütün hizmetin ekiple veriliyor olmasıdır. Zinciri oluşturan her halka önemlidir.   

Türkiye’de kanser tedavisi yabancı hastalar için ayrıcalıklı

Kanser tedavisine multidisipliner bir bakış açısı ile yaklaşıyoruz. Ekip halinde çalışıyoruz ve tedaviyi ekip kararı ile gerçekleştiriyoruz. Çünkü tek başınıza bir takım kararlar yanlış olabilir. Ancak ekip olduğunuz zaman sizin yapacağınız bir hata başkaları tarafından fark edilebilir. Bu, hastanın yaşam kalitesi bakımından da son derece kıymetlidir” dedi. “Amacımız dünya ile yarışmak değil, doğru tedaviyi uygulamak” diyen Prof. Dr. Karadoğan, yabancı hastaların Türkiye’de sahip olduğu tedavi olanakları hakkında şunları söyledi: “Standart tedaviden hiçbir farkımız yok. Amerika’da nasıl bir tedavi uygulanıyorsa biz de hastaya aynısını veriyoruz. Bilimsel hizmet olarak verilen hizmetin kalitesinde herhangi bir eksiklik yok. Ekonomik olarak değerlendirdiğimiz zaman ise aynı tedaviyi çok uygun fiyatlı sunma şansına sahibiz. Hastalar aynı tedaviye çok daha uygun ücretlerle ulaşabiliyor. Doğu kültürünün getirmiş olduğu bir özelliğimiz de var. Hastaya güler yüzle yaklaşıyoruz. Bunu dünyadan çok daha iyi yaptığımızı söyleyebilirim.

Mariia Voytko’nun tedavisi hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Karadoğan, hastanın başarılı bir tedaviden sonra tam iyileşme sağlandığı müjdesini veriyor…

Tam iyileşme sağlandı

Hodgkin lenfoma ‘nın günümüz şartlarında tedavisi mümkün. Genellikle hastaların %60-80’i tedaviye çok iyi cevap veriyor. Ancak bu yanıt; hastanın yaşı, geçirdiği hastalıklara göre farklılıklar gösterebiliyor. Ama bir %20-30’luk bir grup var ki bu standart tedavilerle iyileşme sağlanamıyor. Kemik iliği nakli gibi önemli tedavilere rağmen bu hastaların yaşam süreleri oldukça kısalabiliyor. Mariia Voytko’nun yaşı ve lenfomaya eşlik eden hastalıklarının olmamasının onun için önemli bir avantajdı. Standart tedavi ile başladık ve ilaçlara çok iyi yanıt verdi. Önemli olan, süreç boyunca hastalıktan kaynaklı herhangi bir komplikasyon yaşanmamasıydı. Başarılı bir tedaviden sonra “uzun bir revizyon” dediğimiz tam iyileşme halinde tedavilerine devam ediyoruz.

Nüks riskine karşı kemik iliği 5 yıl boyunca saklanıyor

Hodgkin lenfoma hastalarının en önemli sorunlarından biri, tedaviye ne kadar iyi yanıt vermiş olursa olsun bir dönem sonra hastalığın tekrarlamasının mümkün olabileceğidir. Hastalığın nüksetmesi durumunda daha ileri tedavi yöntemlerinden kemik iliği nakli gündeme geliyor. Başarılı bir kök hücre nakli yapabilmek için hastanın kendi kök hücrelerinin kullanılması gerekiyor. Tabi birçok kez tedavi aldıkları zaman bazen yeterli sayıda ve yeterli kalitede kök hücre toplamak mümkün olamayabiliyor. Bu yüzden bu hastalarda ilerde böyle bir risk durumuna karşı kemik iliği hiçbir şekilde zarar görmeden kemoterapi öncesinde kemik iliği hücreleri saklanıp donduruluyor. 

 

 

07 Mart 2017

CANLI DESTEK