Memorial Bahçelievler Hastanesi - Obezite Cerrahisi Merkezi

Bölüm Hakkında

Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 21’inci yüzyılın en önemli sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Günümüzde, sigara tüketiminin ardından önlenebilir yaşam kayıplarının en önemli ikinci nedeni olan obezite ile mücadele, toplumun bilinçlenmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi adına büyük önem taşımaktadır. Toplumda bu konuda farkındalık yaratmak için birçok kampanya düzenlenmekte, insanlara obezitenin nedenleri, risk faktörleri ve sonuçları anlatılmaya çalışılmaktadır. Ancak kilolu ve obez kişi sayısı günden güne artmaktadır. Türkiye’de kadın nüfusunun yüzde 43’ü, erkeklerin de yüzde 27’si fazla kilolu ya da obezite sınırındadır.

Obezite, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ve hangi nedenle olursa olsun obeziteye aday ya da bu sorunla karşı karşıya olan kişilerin tedavisi, hastalığı çok yönlü ele alan ve farklı branşları aynı çatı altında birleştiren bir anlayışla gerçekleştirilmelidir. Bu yaklaşımla oluşturulan Memorial Bahçelievler Hastanesi Obezite Merkezi de bir halk sağlığı sorunu olan obeziteyle, mutidisipliner bakış açısı ve konsey kararı ile mücadele etmektedir.  

Tek çatı altına bütüncül tedavi uygulamaları…

Memorial Bahçelievler Hastanesi Obezite Merkezi; deneyimli dahiliye, beslenme ve diyet, psikiyatri, psikoloji ve obezite cerrahisi uzmanları ile diyabet veya obezite cerrahisi hemşiresinin aynı merkez çatısı altında buluştuğu bir yapıya sahiptir. Aşırı kiloya zemin oluşturabilecek bir metabolik hastalığın varlığından, yeme bozukluklarına yol açabilecek psikolojik sorunlara ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarına kadar her detayın sorgulandığı merkezde, spor ya da diyet ile kilo veremeyecek hastalar için de kalıcı kilo kontrolü sağlayacak mide balonu ve mide küçültme ameliyatları da uygulanmaktadır.

Diyabetli olan ve olmayan hastalara özel tedaviler

Memorial Bahçelievler Hastanesi Obezite Merkezi’nde, obez hastalar, diyabetli olanlar ve olmayanlar şeklinde iki ayrılarak tedavi programına alınmaktadır. Diyabetli hastalarda en büyük sorun obezitedir ve Tip 2 diyabetlilerin yüzde 90’ı ya fazla kilolu ya da obezdir. Bu kişiler kilo verdiğinde, diyabeti de kontrol altına alınmaktadır.  Obezite, diyabetin yanı sıra farklı birçok hastalığa da yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. İnsülin direnci, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp yetersizliği, inme, alzheimer, pankreas, kolon, meme ve mesane kanserleri, safra kesesi hastalıkları ve mide reflüsü, obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlıklar arasında en önemlileri olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Obezite Merkezi’ne başvuran hastaların öncelikle obeziteye yol açan sorunları tespit edilmektedir. Yapılan kan testleriyle; hastanın diyabet, hipertansiyon ve uyku apne sendromu gibi hastalıkları olup olmadığı saptanabilmektedir.

Kişiye özel beslenme programları

Günümüzde, obezite tedavisi denildiğinde, akla ilk gelen yöntem cerrahi olsa da tedavinin ilk basamağını diyet, egzersiz ve beraberinde uygulanan ilaç tedavileri oluşturmaktadır. Kilo problemi olan ancak VKİ 30’un altındaki kişilerde, diyet ve psikolojik desteğin bir arada yürütüldüğü tedavilerden başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Bu durumda da kişinin beslenme alışkanlıkları ve beğenileri üzerine bir diyet programı oluşturulmaktadır. Diyetle birlikte yürütülen ilaç tedavilerinde, dozla ilgili doktorların verdiği kararın ardından kişinin beslenme programı da değişmektedir. Çünkü iştahı kesen ilaç, psikolojik olarak kişinin yeme isteğini de engeller. Besin alımı azaldığında ise toplam protein tüketimi öne çıkar. Boyu ve kilosuna göre öncelikle ihtiyaç duyduğu kalori ihtiyacı belirlenen kişinin bu eksiği, proteinle tamamlanma yoluna gidilir. Protein yüksek oranda hayvansal gıdalardan sağlansa da vegan veya vejetaryen kişilerde bitkisel kaynaklar gündeme gelmektedir.

Obezitenin ruh sağlığına olumsuz etkisi

Obezite, sanıldığı gibi sadece beden sağlığını değil, insan ruh sağlığını da olumsuz etkileyen bir sorundur. Aşırı kilolu kişilerde, normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre daha düşük bir benlik değeri görülmektedir. Yani beden imajındaki algılamanın bozulması, kişideki benlik değerini düşürür. Bu da depresyon sorununu beraberinde getirir. Söz konusu tabloya; kaygı, cinsel işlev, uyku ve kişilik bozuklukları gibi ruhsal rahatsızlıklar da eklenebilir. Dikkat çeken araştırmalar, VKİ (Vücut Kitle İndeksi) yükseldikçe, benlik değerinin o denli düştüğünü göstermektedir.

Hem bedeni hem de ruhu iyileştiren doğru tedavi

Yaşadığı obezite sorunuyla merkeze başvuran hastalar, eğer cerrahiye aday ise psikiyatrik değerlendirmeden geçirilmektedir. Bu noktada psikiyatri uzmanı devreye girmekte ve yapılan değerlendirme sonucunda da hastanın büyük bir psikiyatrik sorunu olup olmadığı, ameliyat sonrası döneme uyum sağlama durumunu incelenmektedir. Yapılan araştırmalar, obezitenin kendi psikopatalojisinin yanında diğer psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte sık görüldüğünü de göstermektedir. Bu nedenle, hastanın tedavisinde obeziteden kaynaklanan psikolojik rahatsızlığın ortadan kaldırılması önem kazanır. Obeziteyi tetikleyen ve kişinin yemek yeme davranışında bulunmasına neden olan psikolojik sıkıntıların tedavi edilmesiyle de kişinin kilolarından kalıcı olarak kurtulabileceğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır.

Haftalık terapiler

Obezite hastalarının psikiyatrik tedavisinde, diyet, egzersiz ile birlikte bireysel ve/veya grup terapileri uygulanmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi, obezite üzerine terapi yöntemlerinden biridir ve hastanın çevresel uyarıyla açlık duyumlarını hatalı yorumladığı, bunun rahatsızlık duygularına ve ardından da yeme davranışına yol açtığını varsaymaktadır. Bilişsel yeniden yapılandırma yöntemiyle; diyetle ilgili işlevsel olmayan düşünceler, olumsuz duygular, motivasyon bozuklukları ve mantık hataları tanımlanır. Bu sayede; kişiye sağlıklı ve akılcı düşünme, daha iyi hissetme ile içinde bulunduğu sorunla daha sağlıklı başa çıkma davranışı kazandırılması amaçlanır. Kişinin düşünsel yani bilişsel yapısına, işlevsel olmayan çarpık düşüncelerin yerine, bunlara alternatif olacak daha işlevsel düşünceler koyarak, yanlış giden yeme ya da yememe davranışı düzeltilmektedir. Örneğin; kişi basamaklı kilo verebilirken, belli bir kiloda takılabilir. Sonuçta da diyeti bozarak, yemeyi hızlandırdığından verdiğinden daha fazlasını alır. Bununla birlikte hedefleri çok yüksek tutmamak da gerekir. Altı aylık süreçte var olan kilonun yüzde 5-10’unu kaybetmek hedeflenmektedir. Kişi; diyet, egzersiz veya terapiye başladığında 80 kg ise bu sürede en fazla 4-6 kg vermesi gerekir. Ardından yine hedefleri kademeli bir şekilde aşağıya çekmek gerekir. İlk görüşmenin ardından seanslar iki aylık süreçte, ortalama yedi-sekiz kez yapılmaktadır. Bireysel terapiler her hafta 60 dakika, grup terapisi ise ortalama 90 dakika sürebilir. Sekiz seansın ardından bir, iki, üç ve altıncı ay ile bir yıl sonra olmak üzere belli periyotlarda terapist görüşmesi yapılır. Yapılan izlemlerden bu terapilerin olumlu sonuçlar verdiği ortaya çıkmaktadır.

Yeme bozukluğunda etkili olan geçmiş travmalar

Obezite tedavisi görecek kişiler psikiyatrik incelemenin yanı sıra psikolojik değerlendirmeden de geçirilmektedir. Bu noktada devreye giren psikoloji uzmanı, özellikle cerrahiye aday hastaları birtakım testlere ve ölçek değerlendirmeye tabi tutar. Böylece, ameliyatın sonrasında yaşanabilecek durumlarla ilgili cerrahi ekibe ön bildirimde bulunulmuş olur. Yapılan değerlendirme sonucunda, cerrahi operasyon sırasında ve sonrasında ruhsal olarak neler yaşayacağına dair hastaya da detaylı bilgi verilir. Bu sırada, hastanın süreç konusunda herhangi bir endişeye kapılmaması için tüm ekibin onun yanında olacağı masajını da alması sağlanmaktadır. Çünkü o güne kadar belli bir kilonun üstünde olan, sosyal izolasyon yaşayan, beden imajıyla ilgili olumsuz geribildirim alan ve çeşitli sıfatlar yakıştırılan bu kişiler, kendini güvende hissetmeye ihtiyaç duymaktadır.

Kişinin dış dünyayla barıştırılması

Aşırı kilo birçok kez de sistemik bir rahatsızlıktan değil, psikolojik yeme bozukluğu olarak adlandırılan psikolojik rahatsızlık nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bazı travmatik yaşam deneyimleri olan bir kişilerin, bedenini dış dünyaya kapatmak için vücut şeklini değiştirmeye çalıştığı bilinmektedir. Bu tür bir nedenle kompulsif yeme davranışı gelişen kişilerde, denetimi yitirme duygusu da ortaya çıkabilir. Yemek yemediğinde kendini mutsuz hissetmek gibi durumlar ortaya çıkabilir. Eğer kişinin psikolojik sorunları çözülmezse ilaç ya da cerrahi gibi tedavilerden yarar görmez. Bu nedenle merkeze başvuran kişilerin, medyanın dayattığı beden ölçülerine ulaşması değil, sağlıklı bir vücuda sahip olması amaçlanmaktadır. Bunun için de kişinin yaşam kalitesini arttırmaya çalışarak, kendisi için iyi bir şeyler yapmasına yardımcı olunmakta, onun dünyayla yeniden barışması sağlanmaktadır.

Tedavide kalıcı kilo kontrolü

Diyet, egzersiz, yaşam şekli değişikliği veya medikal tedavinden fayda göremeyen obezite hastalarında cerrahi gündeme gelmektedir. Tedavi amaçlı uygulanan cerrahi girişimlere bariatrik yani obezite cerrahisi adı verilir. Bu sayede hastaların ideal kilosuna dönebildiği gibi, obeziteye bağlı rahatsızlıkların görülme sıklığı da azalmaktadır. Kapalı cerrahiyle yapılan obezite ameliyatları sayesinde hastaların iyileşme süreci kısalır. Bu ameliyatlar; genellikle 18-60 yaş grubundaki, VKİ 40’ın üzerinde veya obeziteden kaynaklanan hastalıkları bulunan VKİ 35-40 arası hastalara uygulanır. Öte yandan en az beş yıldan bu yana tedavi edilemeyen obezite hastalığının bulunması, bir yıllık ilaç ve diyet sonucunda hastalığın seyrinde değişim olmaması, endokrinolojiyi ilgilendiren hastalıkların bulunmaması, aşırı alkol veya uyuşturucu madde bağımlısı olunmaması, hastanın anlama ve uyum kabiliyetinin operasyon sonrası obezite ekibiyle eşgüdümlü olabilmesi ile ameliyata engel bir durumunun bulunmaması da obezite cerrahisinin gerçekleştirilebilmesi için gerekli kriterler arasında yer almaktadır.

Üç farklı cerrahi prensip

Günümüzde obezite ameliyatları, üç başlıkta toplanmaktadır. Bunlar; kısıtlayıcı, besin emilimini bozucu ve hem kısıtlayıcı hem de besin emilimini bozucu ameliyatlar olarak sınıflandırılır.

Tüp mide ameliyatı:Bu cerrahide, midenin yaklaşık yüzde 80’lik kısmı çıkarılır. Yeni oluşturulan mide; belirgin derecede azalmış hacmi nedeniyle daha az gıda, dolayısıyla daha az kalori alınmasına yardımcı olur. Ancak asıl etkisi gıda alımını kısıtlamaktan öte mide-bağırsak sistemindeki açlık, tokluk ve kan şekeri kontrolünü sağlayan hormonlar üzerindedir. Kısa dönem sonuçlarına bakıldığında tüp mide ameliyatı, daha eski bir yöntem olan ancak günümüzde giderek daha az uygulanan  gastrik by-pass gibi hem hastanın kilo vermesi hem de diyabet gibi metabolik bozuklukların düzeltilmesinde veya iyileşmesinde etkilidir. Günümüzde mide kelepçesi ve mide balonunun yerini alan bu yöntem yaygın olarak uygulanmaktadır.

Transit bipartisyon:Emilim bozucu olmaktan çok “metabolik” bir cerrahi yöntemdir. Bunun yanında aynı zamanda kısıtlayıcı özelliğinin de olması nedeniyle daha iyi sonuçlar alınabilmektedir. Hem kan şekeri düzenlenmesinde etkili ve bağırsak hormonlarını etkinleştiren hem de onikiparmak bağırsak yolunun korunmasını sağlayan bu yöntemde, ameliyat sonrasında vitamin, kalsiyum ve demir gibi maddelerin eksikliği diğer yöntemlerin aksine çok az olmaktadır. Ameliyattan çok kısa bir süre sonra, henüz kilo vermeye başlamadan diyabete bağlı yüksek kan şekeri düzeylerinin normale doğru yönelmesi, diyabet için kullanılan ilaçların ve insülinin tamamen ya da kısmen bırakılması gündeme gelebilmektedir. Komplikasyon oranı az olan bu ameliyat, fazla kiloların yüzde 50-60’ının kısa sürede kolaylıkla verilebilmesini sağlar.

Gastrik bypass:Diğer obezite cerrahisi yöntemlerine göre daha eski olan bu ameliyat türünün ilk aşamasında, 30 ml hacminde küçük bir mide oluşturulmaktadır. Bunun için yemek borusu-mide bileşkesine yakın mide dokusu kullanılır. Oluşturulan yeni mideye, ince bağırsaklar belli bir mesafeden bağlanır. İki tür bypass bulunmaktadır. İlkinde, ince bağırsaklar hiç ayrılmadan bir halka şeklinde getirilerek mideye bağlanır. Buna ‘mini gastrik bypass’ denir. İnce bağırsak ayrılarak; bir ucu mideye diğer ucu da belli bir mesafeden sonra yine ince bağırsağa bağlanan diğer türe ise ‘roux en y gastrik bypass’ adı verilir. Küçük teknik farklar dışında, her iki yöntemden de birbirine yakın cerrahi sonuçlar alınmaktadır. Hastaların fazla kilolarının yüzde 60-80’ini verebildiği, gıda alımını kısıtlayıcı ve emilim bozukluğu da oluşturan ön bağırsak teorisini temel alan bu yöntem, tüp mide ameliyatına göre geri dönüşümlü bir işlem olarak öne çıkmaktadır.

Girişimsel yöntemler

Mide balonu uygulaması:

Ayarlanabilir mide balonu yani intragastrik balon uygulaması da son dönemde yaygın olarak obezite tedavisinde kullanılmaktadır. Morbid obezite için yapılan ameliyatların yanı sıra bu girişimsel yöntem de uygun hastalarda tercih edilir. Ancak midenin işlemden önce kontrol edilmesi gerekir ve midede önemli bir hastalığının bulunup bulunmadığı tespit edildikten sonra işlemin uygulanmasına karar verilir. İşlemin gerçekleştirileceği hastaların, mide fıtığı olmaması ve ileri derecede reflü sorunu bulunmaması önem taşımaktadır. Çünkü balon, bu hastalıkların daha da ilerlemesine ve hastada ciddi şikayetlere yol açabildiği gibi gece mideden geri kaçan içeriğin, hastanın akciğerlerine kaçarak aspirasyon pnömonisine neden olmasını da gündeme getirebilmektedir. Midede ülser ya da yara olması halinde de bu yöntem tedavi sonrasına ertelenir. Helikobakter pilori varlığında ise ilaç tedavisinin ardından balon uygulaması yapılır. Balon, sleeve gastrektomi yani tüp mideye ameliyatsız alternatif ya da süpermorbid obezleri daha iyi koşullarda riski azaltmak amaçlı köprüleme işlemi olarak da planlanabilmektedir. İşlem genel anestezi altında yaklaşık 15-20 dakikada gastroskopik olarak uygulanır ve olgular bir gün sonra taburcu edilir. Balon 6 ay sonra gerekirse kilo verme durumuna göre tekrar ayarlanabilir ve bir yıl sonra çıkarılır.

Her cerrahiye özel beslenme programı

Obezite cerrahisi uygulanan hastalara, cerrahinin türüne göre farklı diyet programı sunulmaktadır. Gastrik bypass’ta sıvı beslenme dönemi olmadan, doğrudan püre şeklinde yemeye geçilir. İlk dört-beş hafta püreli beslenmenin ardından da normal yemek düzeni oturtulur. Tüp mide ameliyatlarından sonraysa öncelikle sıvı ağırlıklı beslenilir. Bu cerrahinin ardından, kişinin vitamin-mineral emilimi biraz daha az etkilendiği için daha rahat beslenme takviyesi yapılabilir. Dört fazlı beslenme evresinin uygulandığı tüp mide ameliyatında ilk aşamayı berrak sıvılar yani tanesiz komposto, çorba gibi yiyecekler oluşturur. İkinci aşamada içine sebzelerin de girdiği yoğun kıvamlı sıvılara geçilir. Üçüncü aşamada püre tüketilirken, son evrede normal beslenme düzeni başlar. Bu süre zarfından, kişiye beslenme konusunda farkındalık yaratılarak, yaşam şeklinde değişiklik amaçlanır. Obezite cerrahisi geçiren hastaların diyetisyen kontrolü ameliyat öncesinden başlayarak, sonrasında da belli periyotlarda devam etmektedir.

Bölüm Doktorları