Tiroit Hastalıkları, Tiroit Kanseri ve Guatr Hakkında Her Şey!

Tiroit Hastalıkları, Tiroit Kanseri ve Guatr Hakkında Her Şey!

Tiroit bezi boyunda yer alan kelebek şeklinde bir organdır. Salgıladığı hormonlar sayesinde vücuttaki birçok fonksiyonu düzenler. Eksikliği ya da fazlalığı durumunda çok ciddi rahatsızlıklara ve şikayetlere neden olabilir. Erkeklere göre kadınlarda daha sık görülen tiroit bezi sorunları, birçok rahatsızlığa da zemin oluşturabilir. Tiroit bezi fonksiyonları, genel vücut sağlığı açısından da çok önemlidir. Çünkü tiroit hormon düzeyindeki dengesizlik, diğer organ ve sistemlerin çalışmasını da olumsuz etkiler. Halsizlik, kilo kaybı, kilo verememe gibi şikayetlerle ortaya çıkan tiroit hormonundaki düzensizlikler, kişinin yaşam kalitesini de düşürür. Memorial Sağlık Grubu Endokrinoloji Bölümü uzmanları, tiroit hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Tirot Bezi Nedir?

Tiroit ismi latince kökenlidir ve savaşlarda kullanılan kalkana benzetildiğinden bu ismi almıştır. Bu bağlamda bazı sözlüklerde "kalkanbezi" olarak da adlandırılmasına karşın şeklinin daha ziyade bir kelebeği çağrıştırdığı söylenebilir.

Tiroit bezi, boyuna önden bakıldığında, alt çene altında yer alan, erkeklerde daha belirgin bir şekilde görülen ve adem elması adı verilen kıkırdak bir çıkıntının hemen altındaki bölgede bulunur.

Soluk borusunun (trakea) her iki yanında ve kısmen önünde yer alan bir organdır. Soluk borusunun iki yanına yerleşmiş kısımları sağ ve sol parça (sağ lob, sol lob veya sağ tiroit, sol tiroit) adını alır. Tiroit bir iç salgı bezidir. İşlevi; T3 ve T4 adı verilen hormon üretmesi ve bunları kana salmasıdır. Kanda yeterli düzeyde bulunması gereken bu hormonların temel görevi, vücudun metabolizması ile ilgili tüm işlemleri kontrol etmesi ve doğru şekilde yürümesini sağlamasıdır.

Tiroit Hastalıkları

Tiroit hastalıkları farklı şekilde sınıflandırılabilir. Bunun nedeni, farklı hastalıkların zaman zaman birlikte olabilmelerinden kaynaklanmaktadır.

İyi Huylu Tiroit Hastalıkları

İyi huylu hastalıklardan birinci grubunda tiroidin büyümesi yer alır ve genel anlamda "guatr" olarak bilinir. Bu büyüme tiroidin bir ya da birkaç bölgesinde, tiroit içine veya dışına doğru yumrulaşma (tomurcuklanma) şeklinde olabilir. Yumrulaşan kesime nodül, bu şekilde büyümüş tiroide nodüler guatr denir.

Tek bir nodül içeren guatrlar tek nodüllü guatr, birden fazla nodül içerenler ise çok nodüllü guatr (multinodüler guatr) adını alır. Göğüs boşluğu içine doğru büyüyen guatrla da karşılaşılabilir (substernal guatr).

İyi huylu hastalıkların ikinci grubu tiroidin işlevsel bozucularıdır. Diğer bir deyişle tiroit fazla hormon üretirse fazla çalışan tiroit söz konusudur. Bunlar zehirli guatr veya hipertiroidi olarak da adlandırılır. Buna karşın herhangi bir nedenle tiroit az hormon üretirse az çalışan tiroit ya da hipotiroidi denen durum ortaya çıkar. Guatrlı hastaların büyük kesiminde işlevsel bozuk ortaya çıkmazken, bir kısmında guatr ve işlevsel bozukluk beraber görülebilir.

İyi huylu hastalıkların üçüncü grubu tiroidin iltihabi hastalıkları ve bunların da bir kısmında guatr olabilir. Haşimato (link-haşimato) hastalığı, tiroit bezinin otoimmün; yani kişinin kendi koruma mekanizmasını, tiroit dokusunu bir yabancı olarak tanıması ile ortaya çıkan bir tiroit hastalığıdır.  Ayrıca bu grupta tiroidin işlevsel bozuklukları daha sık görülür.

Kötü Huylu Tiroit Hastalıkları

Kötü huylu hastalıklar ise tiroit kanseri ise başlığı altında incelenir. Tiroidin kanserleri denildiğinde, genellikle tiroidin temel yapısında bulunan hücrelerden kaynaklanan kanserler anlaşılır. Dört tip tiroit kanseri vardır ve en sık iki tipi görüldüğünden, tiroit kanseri denince çoğu kez bu iki tip akla gelir. Bunlar, "papiller" ve "folliküler" tiroit kanserleridir.

Guatr Nedir?

Tiroit bezinin büyümesine guatr denir. Guatr değişik şekillerde bulunabilir. Nodülsüz guatrda her iki tiroit bezi simetrik olarak büyümüştür ve tiroidin yüzü düz ve yumuşaktır. Nodüler guatrda ise tiroit bezi büyümekle beraber içinde bir veya daha fazla nodül vardır. Yüzü boğum ve tümseklerden oluşmaktadır.

Nodülsüz guatrın nedenleri nelerdir?

Nodülsüz guatr, tiroit glandının vücut için yeterli miktarda tiroit hormonu üretmemesi sonucu oluşur. Vücutta yapılan tiroit hormonları düşünce, tiroit bezi hücreleri, beyin tarafından daha fazla hormon yapmak üzere uyarılır. Uyarılan tiroit hücreleri daha fazla hormon yapımını sağlamak için çoğalır ve büyür.

Nodüler guatr nasıl oluşur?

Beyinden gelen uyarılar bazen tiroit içindeki bir kısım hücreler tarafından daha fazla algılanır ve bunun sonucu olarak diğer hücrelere göre daha fazla çoğalır. Çoğalan bu hücreler nodül denilen tiroit içindeki yumruları oluşturur.

Tiroit nodülünün önemi nedir?

Tiroit nodüllerine çok rastlanır, ancak bunların %4-20'si tiroit kanseri riski taşır. Özellikle küçük tek bir nodülün giderek büyümesi, sert ve çevresine yapışık olması kanser kuşkusunu artırır. Çok nodüllü bir guatrda kanser riski daha düşüktür.

Tiroit nodülleri nasıl değerlendirilir?

Tiroit nodüllerinin değerlendirilmesinde Endokrinoloji, Radyoloji, Nükleer tıp ve Patoloji üniteleri cerrahi ekip ile birlikte çalışmaktadır. Tiroit nodülleri bir yandan ultrasonografi ile incelenerek kanser riski taşıyıp taşımadığı tespit edilirken, bir yandan da Nükleer Tıp Ünitesi tarafından yapılan sintigrafik inceleme ve kanda bakılan hormon değerleri ile fonksiyon görüp görmedikleri ayrımı yapılır. Riski olmayan ufak nodüllerde gereksiz cerrahi uygulama yerine ilaçla tedavisi ve takip seçeneği uygulanmaktadır. Tiroit nodüllerinde kanser araştırmasında ince iğne biyopsisi standart hale getirilmiştir. Bu işlemi deneyimli genel cerrah ve girişimsel radyolog, patolog ile birlikte yapmaktadır. Gerekli olgularda ameliyat anında da bu üniteler bir araya gelerek ekip çalışması örneğini vermektedir.

Tiroit Bezinin Fazla Çalışması (Hipertiroidi) Nedir?

Tiroit bezinin kendi başına, kandaki tiroit hormonu düzeyi ile ilişkisiz olarak, devamlı ve vücut gereksinimden fazla tiroit hormonu üretmesine hipertirodi denir. Hipertiroidi de sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda organların işlevleri hızlanmıştır. Bunun neticesinde ellerde titreme, çarpıntı, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik, aşırı heyecan, duygusallık, kilo kaybı, aşırı terleme, saç dökülmesi, ishal, gözlerin ileri doğru çıkması gibi göz bulguları, kuvvet azalması, kadınlarda adet düzensizlikleri görülmektedir. Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroidi, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini daha da artırır.

Hipertiroidi nasıl tedavi edilir?

Hipertiroit tedavisinde ilk etapta vücutta fazla üretilen hormonun dengelenmesi gerekir. Bunun için tiroit hormonlarının dokulara etkisini gideren ilaçlardan faydalanılabilir. Ama ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla yapılır. Nodülsüz hipertiroidilerde aşırı hormon üretimi dengelendikten sonra kesin tedavi Cerrahi tedavi ile veya Nükleer Tıp Ünitesinde, atom tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot ile gerçekleştirilir. Nodülü olan olgularda ise kesin tedavi cerrahi olarak yapılır.

Tiroit Bezinin Az Çalışması (Hipotiroidi) Nedir?

Tiroitin az çalışması durumu ‘’hipotiroidi’’ olarak adlandırılmaktadır. Hipotiroidinin belirtileri; halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık, çabuk üşüme ve soğuğa tahammülsüzlüktür. Bazen dermatolojik hastalıklardan kaynaklandığı düşünülen cilt kuruluğu, ciltte kabalaşma, turuncuya dönen renk değişiklikleri de tiroit bezinin az çalışması nedeniyle gelişebilir. Bu durumda bir endokrinoloji uzmanına başvurulmasında fayda vardır. Hipotiroidinin en bilinen nedeni sebebi bilinmeyen Haşimato hastalığıdır. Bu hastalıkta önce guatr vardır, daha sonra tiroit bezi küçülür ve hormon salgılayamaz hale gelir.

Hipotiroidiye neden olan diğer bir etken ise tiroit bezi ameliyatıdır. Ameliyatla büyük bölümü alınan tiroit bezi yeterli hormon salgılayamaz. Radyoaktif iyot tedavisi yapılan hastalarda da tiroit bezi hasar gördüğünden hormon salgılanması azalır ve hipotiroidi gelişir. Bazı ilaçlar da hipotiroidiye neden olabilir.

İyot (Atom) Tedavisi

Halk arasında atom tedavisi olarak da bilinen iyot tedavisi, tiroit bezinin fazla çalıştığı ve tiroit kanseri ameliyatlarından sonra uygulanmaktadır. Ağız yoluyla alınan radyoaktif iyot, mide ve bağırsak sisteminde emildikten sonra tiroit hücreleri tarafından tutulmaktadır. Alınan iyot, tiroit hücrelerinin tahrip ederek büyüme yeteneklerini köreltmektedir. Tiroit bezinin fazla çalışmasıyla ortaya çıkan guatr ve Basedow-Graves hastalığında iyot tedavisi genellikle en uygun tedavi şeklidir. Kullanılan radyoaktif iyotun dozu düşük olduğu için hastanın evine gitmesinde bir sıkıntı bulunmamaktadır.

Düşük doz radyoaktif iyot tedavisi alacak hastaların tiroit ilaçlarını almadan ve aç karna hastaneye gelmeleri gerekmektedir. Radyoaktif iyot uygulaması öncesi tedavinin etkinliğinin azalmaması için hastaların; balık, kabuklu deniz ürünleri, iyotlu tuz içeren gıdalar ya da kolalı içecekleri tüketmemesi gerekmektedir. Bunun yanında içeriğinde iyot bulunun ilaçlar da tedavi öncesinde kesilmedir. Tedavinin etkileri bittikten sonra hastanın beslenme bakımından her hangi bir kısıtlamaya gitmesine gerek bulunmamaktadır.

Tedaviyi gören hastalarda genellikle yan etki görülmemekle birlikte nadiren bulantı veya tükürük bezlerinde geçici iltihaplanma yaşanabilmektedir. Bol su içilmesi, limon gibi besinlerin tüketilip sakız çiğnenmesi yan etkilerin kısa sürede normale dönebilmektedir. Hamileler ve iyotu vücuttan atmakta zorlanan diyaliz hastalarının radyoaktif iyot tedavisi alması uygun bulunmamaktadır.

Tiroit Ameliyatı

Tiroide yönelik ameliyatlar, tıpta "tiroidektomi" adıyla bilinen tiroidin çıkarılması şeklinde gerçekleşir.

Bu işlem hastalığın cinsine ve tiroidin durumuna göre tek taraflı (sağ ya da sol tiroit) veya iki taraflı yapılabilir. Tek taraflı ameliyatta, o kısımdaki tüm tiroit dokusu, tiroit bezinin genelini ilgilendiren bir ameliyatta ise iki taraftaki tüm tiroit dokusu çıkarılmaktadır. Bazen tiroit kanseri için yapılan ameliyata boyundaki lenf bezleri de çıkarılmaktadır.

Tiroit Ameliyatlarında Yardımcı Teknikler

Tiroit ameliyatlarında oluşabilecek en önemli sorunlardan biri, ses tellerine giden sinirlerin yaralanması ya da zedelenmesine bağlı ortaya çıkabilecek seste (konuşmada) oluşan sorunlardır.

Bunlar geçici ve kalıcı olabilir. Geçici sorunlar bir kaç hafta ile bir kaç ay arasında düzelirken, kalıcı sorunlar yaşam boyu devam etmektedir. Tiroitle komşu olan iki sinir bulunur. Bunlardan üst sinir zedelenmesine bağlı olarak gelişen temel sorun, konuşurken sesin yorulması ve yüksek tonlu seslerin çıkarılamamasıdır.

Bu sorun daha çok sesini profesyonel olarak kullanan kişilerde (ses sanatçıları, öğretmen gibi) fark edilebilirken, bunların dışındaki kişilerde daha az sorun yaratmaktadır.

İkinci sinir olan alt sinirin zedelenmesi sonucunda hafif ses kısıklığından, sesin yeterli çıkmamasına kadar olan geniş bir yelpazede sorunlar ortaya çıkabilir. Deneyimli merkezlerde yapılan tiroit ameliyatı sonrası ses telleri %100’e yakın oranda korunmaktadır. Tiroitle ilişkili sinirlerin zedelenmesini önleyecek en önemli yaklaşım, dikkatli bir ameliyat tekniği ile bu sinirlerin görülerek korunmasıdır. Son yıllarda üst ve alt sinirlerin, ameliyat sırasında özel cihazlarla kontrol edilmesini sağlayan ve sinir monitorizasyonu adı verilen bir teknik kullanılmaktadır.

Sinir Monitorizasyonu Tekniği

Alt Sinirlerin Monitorizasyonu: Genel anestezi verilen hastaların önemli bir bölümünde, hastanın ameliyat sırasında kontrollü solunumunu sağlayabilmek için hasta uyutulduktan sonra soluk borusuna bir tüp yerleştirilmektedir. Sinir monitorizasyonu tekniği uygulanan hastalarda kullanılan tüpler, standart tüplerden daha farklıdır ve bu tüpün içinde ses tellerine (vokal kordlar) denk gelen kısımda bir algılayıcı tel (elektrot) bulunmaktadır. Tüpün içindeki bu tel, ses tellerinin hareketini algılayarak bunu bir ekranda ses ve grafiksel bir görüntü haline çevirmektedir. Ameliyat sırasında ses tellerine giden alt sinir bir uyarıcı ile uyarıldığında, eğer sinir sağlamsa sel telleri hareket etmekte, bu hareket görsel olarak ekrana yansımakta ve ses olarak duyulabilmektedir. Yani sinirin uyarılması sonucunda cerrah, görsel ve ses olarak yanıt alıyorsa sinirin sağlam olduğu sonucuna varabilmektedir. Böylece ameliyatın çeşitli evrelerinde siniri uyararak bir sorun olup olmadığı ameliyat sırasında fark edebilmekte ve hastanın ameliyattan sonra ses sorunu ile karşılaşıp karşılaşmayacağını, hasta ameliyat masasında ve halen uyuyorken tahmin edebilmektedir.

Üst sinirlerin monitorizasyonu: Alt sinirlerde olduğu gibi üst sinirlerin de ameliyat sırasında uyarılması ile sinirde hasar olup olmadığı belirlenir. Bunun için sinir uyarıldığında, bu sinirin çalıştırdığı ve tirotin hemen yakınında bulunan bir kasta kasılma olup olmadığı gözlenir. Eğer kasta kasılma saptanırsa, sinirde zedelenme veya hasar olmadığı sonucuna varılır.

Bu tekniğin birkaç önemli yararı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ameliyatın daha güvenli ve dolayısıyla daha hızlı bir şekilde yapılmasını sağlayabilmesidir. Çünkü görsel olarak sinir olup olmadığına karar verilemeyen bir oluşum uyarıldığında, ses ve görüntü yanıtını alınabilirse o oluşumun kesilmemesi gerektiği, yanıt alınamadığında da o yapının rahatlıkla kesilebileceğini göstermektedir.

Tekniğin ikinci önemli yararı ise hasta anestezi altındayken ameliyattan sonra ses sorunu ile karşılaşıp karşılaşılmayacağının tahmin edilmesidir. Son olarak, teknik cerrahi yöntemle ilgilidir ve ameliyatın genişliği hakkında cerraha önemli ipuçları verebilmektedir.

Paratiroitlerin Korunması

Tiroidin arka yüzü ile çok yakın komşu olan paratiroit bezleri toplam 4 tanedir ve her biri yaklaşık bir mercimek tanesi büyüklüğündedir.

Bu bezler vücudun kalsiyum dengesinin sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Her iki tiroit lobuna yönelik yapılan ameliyat sırasında bu bezlerin dördü de zedelenir ya da kaza ile çıkarılırsa, kan kalsiyum düzeyi düşebileceğinden (hipokalsemi) bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla ameliyat sırasında sinirlere gösterilen özen, bu bezler için de geçerlidir ve hastanın en az bir bezi zedelenmeden korunmalıdır.

Kan kalsiyum düşüklüğü genellikle ameliyattan 24¬48 saat sonra gelişir, hastanın ağız çevresi, el ve ayak parmaklarında uyuşma, bazen de kasılmalarla kendini gösterir. Çoğu kez zedelenmeye bağlı gelişen bu sorunlar sıklıkla kısa süreli kalsiyum verilmesi ile düzelir. Ancak bazı hastalara kalsiyumla birlikte vitamin D tedavisi verilmesi de gerekebilir. Amaç hastanın kalsiyum düzeyini normal sınırlarda tutmaktır.

Tiroit Kanseri

Tiroit kanseri çok sık görülmeyen ve büyük bir bölümü diğer kanserlere göre çok iyi seyreden bir hastalıktır. Tiroit kanseri tespit edildikten sonraki ilk adım cerrahidir. Cerrahiden sonra, tedaviye radyasyon tedavisi ve hormon ilaçlarıyla devam edilir. Tiroit kanseri ameliyatında, kanser lenf düğümüne sıçramışsa genellikle tüm tiroit bezi alınır. Eğer lenf bezlerine sıçramış ise lenf bezleri de alınabilir. Tiroit bezinin tümünün alınması genellikle tercih edilir. Bu yöntem; hastalığın tekrarlama riskini düşürdüğü, radyoaktif tedavisine olanak verdiği, hastalığın hekimler tarafından kontrolünü kolaylaştırdığı için en çok tercih edilen tedavidir. Radyoaktif İyot Tedavisi ise cerrahi operasyondan altı hafta sonra uygulanmaya başlar. Tiroit kanseri saptanmış hastalara yüksek doz radyoaktif iyot verilmesindeki amaç cerrahiden sonra geriye kalan tiroit dokusunun ve olası kanser yayılımlarının ortadan kaldırılmasıdır.

Bu tedavi ancak özel donanımlı tedavi odası olan merkezlerde verilebilmektedir. Böyle bir odaya ihtiyaç duyulmasının sebebi tedavi gören hastalar vasıtasıyla radyoaktivitenin kontrolsüz bir biçimde çevreye bulaşmasının önüne geçmektir. Hastalar bu odada kaldıkları sürece normal yaşantılarına devam edebilirler. Her gün hastaların vücutlarında bulunan radyoaktivite miktarı ölçülür, taburcu olmalarına engel teşkil etmeyecek bir seviyeye ulaşıldığında hastalar evlerine gidebilirler. Ancak evlerinde de bir hafta daha alınması gereken önlemlere uyarak yaşantılarını düzenlerler. Hastalar belirli aralıklarla kontrole çağırılırlar, tetkiklerin sonucuna göre bir takip metodu planlanır. Cerrahi ve radyoaktif iyot tedavisiyle tiroit bezleri yok edilmiş olan bütün hastalar vücudumuzdaki hayati fonksiyonların düzenleyicisi olan tiroit hormonunu yaşamları boyunca dışardan (hap şeklinde) alırlar. Tiroit hastalıklarının (guatrın çeşitli şekilleri ve tiroit kanseri) teşhis, tedavi ve takiplerinin doğru bir şekilde yapılabilmesi için multidisipliner (birden fazla tıbbi branşı ilgilendiren) bir yaklaşım gereklidir. Bu nedenle hastalar öncelikle bir endokrinolog tarafından ele alınır.

Tiroit Hastalığı Riskinizi Ölçün

Kalp atımlarınızın çok yüksek veya çok düşük olduğunu saptadınız mı? (60 altı veya 100 üstü)

Boynunuzda sıkışma ve gerilme hissi var mı?

Terleme ve saç dökülmesini sıklıkla yaşıyor musunuz?

Son zamanlarda aniden aşırı kilo aldınız mı ya da verdiniz mi?

Cildinizde dökülme, kuruma veya mat bir görünüm var mı?

Ani sinir atakları veya gün içinde uyuklama yaşıyor musunuz?

Bacaklarınızda şişlik oluyor mu?

Soğuğa veya sıcağa karşı tahammülsüzlüğünüz son zamanlarda arttı mı?

Kabızlık, ishal veya karında ağrı atakları yaşıyor musunuz?

Unutkanlık yaşıyor musunuz? Ya da kendinizi depresyona meyilli hissediyor musunuz?

Bu durumlardan birkaçını yaşıyorsanız mutlaka uzman bir doktora başvurmalısınız.

Tiroit Kontrollerinizi İhmal Etmeyin

Tiroit nodüllerinin bir kısmında tiroit kanseri gelişme riski vardır. Bu nedenle özellikle ülkemiz gibi tiroit hastalıklarının yaygın olduğu bölgelerde tiroit muayene ve taramaların yapılması hayati önem taşımaktadır. Bu nodüllerin varlığı durumunda vakit kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle birinci derece yakınlarında tiroit kanseri öyküsü olan kişilerin mutlaka tiroit testlerini ve muayenesini düzenli aralıklarla yaptırmaları gerekmektedir.

Gebelik Öncesi Tiroit Değerlerine Bakılmalı

Hipotiroidi yani trioit bezinin yeterli hormon üretememesine yol açan “Haşimato Tiroidi” başta olmak üzere “tiroidit” olarak adlandırılan bir grup hastalıkta temel tedavi, düzenli ilaç kullanımı ile hastanın takip edilmesidir. Çünkü tiroit bezi yeteri kadar çalışmayan hastalara, tiroit bezi tarafından üretilmeyen “tiroit hormonu”, dışarıdan hap şeklinde verilmektedir.

Çocuk sahibi olmak isteyen hastaların ise gebelik öncesi mutlaka tiroit fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekir. Tiroit hormonu eksikliği anne karnındaki bebeğin zeka ve fiziki gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Tiroit Hormonu Cinsel Yaşamı Etkiler Mi?

Tiroit hastalıkları, üreme fonksiyonları ve cinsel yaşama etki etmektedir. Tiroidin sağlıklı çalışması her iki cinsiyette de üreme fonksiyonlarının devam ettirilebilmesi için gereklidir. Her iki cinsiyette de hipertiroidi veya hipotiroidi olması seks hormonlarını ve bu hormonları kanda taşıyan proteinlerde (SHBG) değişikliklere yol açarak seks hormonlarının düzeylerini etkilemektedir.

Erkek üreme fonksiyonları hem tiroit hormon fazlalığından hem de yetmezliğinden etkilenmektedir. Tiroit hormon fazlalığı (hipertiroidi) erkek hastalarda, göğüslerde büyüme (jinekomasti) ve libido da azalmalara yol açabilir.  Hipertiroidi sperm hareketliliğinde bozulmalara yol açabilirken; hipotiroidi tiroit hormon eksikliğinin düzeltilmesi ile düzelebilen sperm şekil bozukluklarına yol açmaktadır. Diğer taraftan hipertiroidi erkeklerde %70’lere varan oranlarda ereksiyon bozukluklarına yol açarak cinsel yaşam kalitesini de etkilemektedir. Bu bulgulara cinsel isteksizlik, erken boşalma ve geç boşalma gibi diğer bozukluklar eşlik edebilir. Hipertiroidinin tedavi edilmesi ile görülen ereksiyon bozuklukları düzeldiği gibi erken boşalma %50’lerden, %15’lere de gerilemektedir.

Hem tiroit hormon fazlalığı hem de azlığı kadınlarda adet dönemlerinde bozulmalara yol açabilir. Hipertiroidi döneminde menstrual bozukluklar 2.5 kat daha sıktır. Hipertiroidili dönemde sigara içilmesinin menstrual bozulmaları arttırdığı bilinmektedir. Hipertiroidili kadınların yaklaşık olarak %5.8’inde infertilite; yani kısırlık görülmektedir. Hipotiroidi de ise; seks hormon bağlayan globülin azalır ve kadınlarda seks hormonlarının serbest düzeyleri yükselir. Bu durum tiroit hormonları tedavisi ile düzelmektedir. Yaklaşık olarak hipotiroidili kadınların %68’inde menstrual düzensizlikler vardır.  Hipotiroidi oligomenore (adet kanama siklüslerinin 35 günden fazla) ile birliktedir. Hipotiroidi, kanamaların kontrolünü sağlayan pıhtılaşma sisteminde de bozukluklara ve aşırı adet kanamalarına sebep olabilmektedir.

Tiroit Hastalıklarında İyotun Yeri ve Önemi

İyot hayati bir elementtir. Metabolizma için hayati bir element olan iyot, fiziksel ve zihinsel fonksiyonların çoğunda rol oynamaktadır. Başta tiroit bezinin iyi çalışması ve yeterli hormon üretmesi olmak üzere fazla yağların yakılmasından bağışıklık sistemi ve vücudun ihtiyaç duyduğu enerji seviyesinin idamesine kadar birçok metabolik süreç için mutlaka dışarıdan alınması gerekmektedir.

İyot, doğada en çok toprak ve deniz suyunda bulunmaktadır. Mineral formu suda çözüldüğünden erozyonla birlikte kayba uğramaktadır. Deniz suyundaki iyot ise; deniz yosunları/bitkileri ve balık/kabuklu deniz hayvanlarında birikmektedir. Uzun süreli yağışların olması topraktaki iyodu uzaklaştırmakta ve yetişen sebze ve meyvelerde iyot eksikliğine neden olabilmektedir. Bu yiyeceklerle beslenen kişilerde de guatr oluşmasına yol açabilmektedir.

Günlük İyot İhtiyacım Ne Kadar?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından belirlenen günlük iyot ihtiyaçları:

  • 0-5 yaş arasında: 90 mikrogram/gün
  • 6-12 yaş arasında: 120 mikrogram/gün
  • Genç erişkinlerde ve erişkinlerde:150 mikrogram/gün
  • Hamilelerde ve emzirme sırasında: 200 mikrogram/gün

Günlük ihtiyaç hamilelerde 1.5, emziren annelerde ise 2 kat artar. Tiroit bezi dışında meme dokusu da iyotu tutma yeteneğine sahiptir (süte geçebilmesi için).

Süt dışındaki yiyecekler ve içme suyundaki iyot miktarı insanlar için, besi hayvanlarının doğal yemlerindeki iyot miktarı da hayvanlar için yetersizdir. Diğer taraftan, endüstriyel besicilik (gerek süt hayvanlarına takviye yapılması, gerek bu hayvanlardan elde edilen ürünlerin işlenmesi ve hijyen teknikleri esnasında kullanılan iyotlu çözeltiler), dolaylı olarak insanlarda iyot fazlalığına da yol açabilmektedir. Süt ve süt ürünleri en önemli iyot kaynağı besinlerdir. Doğal iyot içerenler işlenmemiş deniz tuzu ve kaya tuzudur.

Organik süt ve süt ürünlerinde, ilave yapılmadığı için iyot daha düşük olabilmektedir. Mevsimsel ve coğrafi farklılıklar da sütteki iyot miktarı üzerinde etkilidir. Genellikle kışın iki kat daha fazladır. Isıl işlem ve pastörizasyon da sütteki iyot miktarını %25’e varan oranlarda düşürmektedir.

Yetersiz alındığında ödem, üşüme, kilo alma, kronik yorgunluk, libido azalması/subfertilite (gebe kalmakta güçlük), entelektüel beceri/kapasitede azalma ve sık hasta olmaya neden olabileceği gibi iyot eksikliğinin meme kanseri ile de ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Yeterli alınmasına rağmen idrarda yapılan ölçümlerde iyotun düşük olması ise; diğer vitamin ve minerallerin eksikliği de eşlik ediyorsa glüten intoleransı, bağırsak flora bozukluğu gibi emilim ile ilgili bir problemi düşündürmektedir.

ma için hayati bir element olan iyot, fiziksel ve zihinsel fonksiyonların çoğunda rol oynamaktadır. Başta tiroit bezinin iyi çalışması ve yeterli hormon üretmesi olmak üzere fazla yağların yakılmasından bağışıklık sistemi ve vücudun ihtiyaç duyduğu enerji seviyesinin idamesine kadar birçok metabolik süreç için mutlaka dışarıdan alınması gerekmektedir.

İyot, doğada en çok toprak ve deniz suyunda bulunmaktadır. Mineral formu suda çözüldüğünden erozyonla birlikte kayba uğramaktadır. Deniz suyundaki iyot ise; deniz yosunları/bitkileri ve balık/kabuklu deniz hayvanlarında birikmektedir. Uzun süreli yağışların olması topraktaki iyodu uzaklaştırmakta ve yetişen sebze ve meyvelerde iyot eksikliğine neden olabilmektedir. Bu yiyeceklerle beslenen kişilerde de guatr oluşmasına yol açabilmektedir.

 

 

Güncellenme Tarihi: 28 Temmuz 2017Yayınlanma Tarihi: 27 Temmuz 2017

Benzer Sağlık Rehberleri

CANLI DESTEK